Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 ehli beyt sevgisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ertugrul
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 63

MesajKonu: ehli beyt sevgisi   Ptsi Haz. 07, 2010 2:24 pm

Bismillahirrahmanirrahim


Hamd-u sena Allah’a, salat ve selam Peygamber’e ve O’nun tertemiz Ehl-i Beyti’ne olsun. İnsanları şaşkınlıktan kurtarmak, cehaleti gidermek, zulümle mücadele yapmak ve beşerle yaratıcısının irtibatını sağlamak yolunda bütün varlıklarını vakfeden ve insanlığa ışık tutmak ve hidayet nişanelerini göstermek için didinen ve bu yüce hedefler uğruna aziz canlarından geçen vahiy ve risalet muhafızları, hak ve adalet koruyucuları olan Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyti’nin (Allah’ın salat ve selamı onların hepsinin üzerine olsun) söz, siyer ve eserlerini Türkçeye kazandırmak, onları halka ulaştırmak ve onları tanıtmak, insanın akıl, idrak ve fıtratına sunulan ve diğer hizmetlerin temeli olan en büyük hizmettir.

İslam’ın doğru önder ve şahsiyetlerini ve tarih boyunca tanınmayan masum İmamları tanımak için en iyi yol, onların söz ve siyerlerine bakıp onları can gözüyle okumaktır. Allah’a hamd olsun ki, bu söz ve siyerler bütün kin, düşmanlık, hadis yasaklama ve tahriflere rağmen zaman aşımından korunup bugünün nesline ulaşmıştır.

Velayet aşıkları, kendi mevlâlarının ve İslam dünyasının yüce şahsiyetlerinin söz ve siyerlerini, Hz. Peygamber’in Gadir çöllerinin kavurucu sıcağında yüz yirmi bin civarındaki kişiyi bekletmesi ve deve semerleriyle minber yaparak onun üzerine çıkıp hutbe okumasının ve coşkulu bir önsözünden sonra Hz. Ali’nin elini tutup; “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır” buyurmasının sebebinin ne olduğunu, bütün dünya ve İslam alemine sunmalıdırlar.
Acaba neden Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali’yi sevenler hakkında iyi dua ve düşmanları hakkında ise beddua etti.? Acaba Ali kimdi ki, Allah’ın en seçkin Peygamberi ve yaratılış unsurunun en üstünü 23 yıl boyunca, o kadar üzüntü ve zorluklardan ve insanları putların esaretinden kurtardıktan ve özgürlük tadını beşere tattırdıktan sonra, hayatının en son anlarında ve ele geçmiş en kritik fırsatta, bu kadar titizlik ve ihtimamla Hz. Ali’yi “Mevla” unvanıyla, yani Allah Teala’nın kendisi ve Peygamberine tahsis ettiği bir sıfatla halka tanıtmaktadır? Allah’dan başka düşüncesi olmayan, insanın kurtuluşundan başka risaleti olmayan ve manevi değerlerden başkasına değer vermeyen Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin vücudunda ne gördü ki onu kendisine kardeş yaparak kendi yerine atadı?!
Veya Ehl-i Beyti’ni, Kur’ân’ın eşi, alemdeki hakikatlerinin tecelligahı ve varlık esrarının hazinesi kılıp, onlara uymayı hidayetin yegane garantisi ve dalalet yolunun setti olarak tanıtmasının sebebi nedir acaba?!
Veya onları, gökyüzünün parlak yıldızları ve kurtuluş gemisi olarak tanıtmasının sebebi nedir?
Bunların (Ehl-i Beyt’in) vücutlarında yatan sır nedir ki, bütün insanların saadet ve kurtuluşu onlara uymakla gerçekleşmektedir?
İşte bu soruların ve yüzlerce sorunun cevaplarını Hz. Ali ve evladının siyer, ahlak ve düşünme hakkındaki vahye benzer sözlerinin arasında aramak gerekir. Nehc’ul- Belağa, Sahifet’us- Seccadiyye, Tuhaf’ul- Ukul ve Şia’nın diğer hadis kitaplarını iyice bir düşünerek, kelime-kelime, satır-satır okuyup Kur’ân ve Resulullah’ın hadisleriyle mukayese ederek, vasilerin son silsilesinin azametini anlamak gerekir.
Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’nin tevhit, nübüvvet, imamet, mead, sabır, direniş, zulme ve küfre karşı mücadele, ümitli olmak, değerleri diriltme yolunda fedakarlık, emanet, doğruluk, dürüstlük, adalet, ihsan, vefa, yiğitlik, cömertlik, insani keramet, izzet-i nefs, yüce himmetlilik, iffet, kanaat, özgürlük, kardeşlik, ihlas, hamaset, gayret, korku, nifak, heva ve heves, ahdi bozmak, hile, hıyanet, refah düşkünlüğü, zulmü kabullenmek, zorbacı güçlerin karşısında teslim olmak vb. şeyler hakkındaki sayısızca hadis ve rivayetlerini, Ehl-i Beyt’in kimler olduklarını, imametin ne olduğunu, halkın İmamlara başvurmasının gerekliliğinin sırrının ne olduğunu, Peygamber'in halifesi olmanın ne anlam taşıdığını, Al-i Muhammed’in İslam’da ne kadar büyük hakkı olduğunu anlamaları için Bihar’ul Envar, Vesail’uş- Şia, Vafi, İlel’uş- Şerayi, Tevhid-i Saduk, İhticac-ı Tabersi, Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, Tuhaf’ul- Ukul, Mişkat’ul- Envar gibi büyük ve küçük hadis mecmualarını görüp okumaları gerekir.

İşte böylece, İslam felsefelerinin en öz ve halisini kimin dilinden duyduklarını, İslami vahdetin doğru davetçilerinin kimler olduğunu, güzel örneğin kimlerde bulunduğunu, Allah’ın kimleri sevip onlara uyulmasının gerekliliğini ve kimlerin Kur’ân açısından nurlu kandiller olduğunu, Allah’ın kimlere velayet nimetini verdiğini öğrenmiş olacaklardır.

Yine kimlerin Hz. Peygamber’in yerine oturup Kur’ân’ın muallimi, fıtrat ve sırat-ı müstakimin hidayetçisi ve kılavuzu olabileceğini bilmiş olacaklardır.


Yine, fıkhı kimden öğrenmenin gerekliliğini, Kur’an’ın tefsiri için kimin kapısının çalınmasının gerektiğini, mülhitlerin şüphelerinin cevabının nasıl verileceğini, sünnetle bid’atı birbirinden kimin ayırt edebileceğini, Peygamberlerin alim varislerinin kimler olduğunu anlamış olacaklardır.

Evet Şia alimleri Hidayet İmamlarına (Ehl-i Beyt’e) uyarak akıl, kültür, İslam, Kur’ân ve Hz. Peygamber’e çok değerli hizmetler etmişlerdir. Sürgünlerde, zindanlarda, medrese zaviyelerinde, evlerin köşe bucaklarında tam fakirlik ve mahrumiyet içerisinde, Emevi ve Abbasi halifelerinin baskısı altında, diğer acımasız şahısların egemenliğinde olmalarına ve saray alimlerinin sinsi hilesi, sömürgecilerin komplosu ve cahillerin taassubuna rağmen bu değerli hazineleri nesilden nesile aktarmış, akıl ve din hırsızlarının yağmasından korumuş ve böylece bizim elimize ulaşıp gelecek nesillere hazine olmuştur.

Ama maalesef bu değerli ve zengin eserler Türkçe diline kazandırılmamıştır. Bu son zamanlar içerisinde bazı küçük eserler, bazı değerli kardeşlerimizin çaba, gayret ve fedakarlıklarıyla halkımızın istifadesine sunulmuştur. Yeni yeni büyük eserlerin Türkçe’ye kazandırılmasına da el atılmıştır. Fakat maddi sorunlar bu işin gecikmesine sebep olmaktadır. Bir takım değerli kitapları, tercümesinden on yıldan fazla bir zamanın geçmesine rağmen maddi sorunlar nedeniyle halen bastırabilmiş değiliz. Büyük eserlere el atmaya cüret edemiyoruz. Çünkü onları bastırabilecek güce sahip değiliz. Dolayısıyla o kitaplar elimizde kalacaktır; nitekim kalmıştır da. Halkımız da maalesef sadaka-i cariye olan kültürel alanlarda katkıda bulunmaya adet etmemişlerdir.

Her Ehl-i Beyt dostunun, Şia’nın bunca değerli eserlerinden en azından bir tanesini Türkçe’ye kazandırmak için kollarını sıvaması gerekir. Çünkü bizler diğerlerine oranla çok geride kalmışız. Onların Türkçe’ye kazandırılmamış eserleri kalmamıştır. Bizim halkımız bu konuda gerçekten kusur etmiştir; bunun farkında bile değildir. Hatta alim kardeşlerimizden bazıları, çeşitli hal ve hareketleriyle bizim bu alandaki çalışmalarımızı doğru görmüyorlardı; "Bizim kalem tutacak kimsemiz yoktur, bizim bozduğumuz düzelttiğimizden daha çok olur" deyip bu ağır mesuliyetten kaçıyorlardı. O sözleri diyerek bir çoklarımızı da bu işlerden soğutuyorlardı. Ama şimdi elhamdulillah bu ağır işi yapmayı artık başarabilecek bir birçok değerli alim arkadaşlarımız vardır; telif ve çevirileriyle bunu ispatlamışlardır.Kaynakwh:

Evet, Ehl-i Beyt üzerine ne kadar çalışsak yine de yetersizdir. Onlar adeta engin bir denizdirler. Denizin suyunu tamamıyla çekemeyiz, ama susuzluğumuz miktarınca ondan içmeliyiz. Biz. Allah’ın yardımı, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyti’nin manevi lütuflarıyla bu yolda adım atmaya ve onların hayat, fazilet, söz ve sirelerini siz kardeşlerimizin istifadesine sunmaya çalışacağız.

Allah Teala’dan, bu çalışmalarımızı kabul buyurmasını ve ahiret için bir azık olmasını niyaz ediyoruz.

Allah’ım, Muhammed ve Al-i Muhammed’e salat ve rahmet eyle, bizleri O’nlardan ayırma, bu dünyada ziyaretlerini, ahirette ise şefaatlerini bizlere nasip eyle ve bizleri O’nların yanında mahcup etme. Amin.


ALINTI[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
kartal
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 109

Kişi sayfası
imam şamil: 12
MesajKonu: Geri: ehli beyt sevgisi   Perş. Haz. 17, 2010 7:48 pm

İmam Ali'nin isimleri ve anlamları Hz. Ali’nin ismi anılırken (K.V.- Keremallahu Veche) denir. Bu onun İslam öncesi hiç putlara tapmadan müslüman olduğu için verilmiş bir unvan veya taltiftir. Hz. Ali sahabenin en büyüklerindendir. İmamların birincisidir.

Arap yarımadasında o zamanlar bir gelenek vardır. Insanlara hitap edildiği zaman çocuklarının ismi okunur ve onun babası diye hitap edilirlerdi. Bu günkü türkçe ile yorumladığımızda Ahmet’in babası veya Mustafa’nın babası anlamında kullanılabilir. Ayrıca o yörenin bir diğer geleneği ise biraz da Yahudilerle inatlaşma sonucu edindikleri bir mentalitedir. Yahudi inancında, bu inancın devamı genellikle kız çocukları üzerinden devam eder. Yani Yahudi bir aileden doğan bir kız başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, ondan doğacak çocuklar otomatikmen Yahudi’dir. Ancak Yahudi bir aileden doğan bir erkek başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, onun çocukları Yahudi değildir. Yahudi olabilmeleri için bir takım Yahudi inanç presedürlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu vesile ile soyun, yani neslin yürümesi bu coğrafyada çok önemli görülmektedir. Bu hem Kabile yaşamının bir töresi, hem de dini değerlerin devamı için önemsenen bir değerdir. Arap yarımadasında yaşayan insanların erkek evlatları varsa zaman zaman çocuklarının adları anılarak babalarına hitap edilmesi, ayrıca onları onere eden, onları sevindiren bir hitap biçimidir. Onların soylarının devam edileceğinin tasdik edilmesi, bunun müjdelenerek telaffuz edilmesi anlamına gelir.

Bu vesile ile Hz. Ali’nin diğer künyeleri ise çocuklarının adlarından ötürü Eb’ül Hasan ve Eb'ül Hüseyin’dir.

Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye hitapta bulunarak kendisine "Ebû Türâb" demiştir. Ebu Türap yoprağın babası anlamına gelir. Ayrıca mütevazilik, her türlü bencillik ve kibirlikten uzak olmak, basit bir deyim ile yer olmak, kendisini halk için herkesden daha alçakgönüllü demeye de Turap olmak adı verilir. Hz. Ali’ye bu ismin verilmesinin diğer anlamı da onun yukarıda saydığımız özelliklere sahip olmasıdır. Bu Ulu zat bir sözünde şöyle der ‘’ Ben müminlerin Emiriyim. Onların en yoksulunun yediğini yemeli ve giydiğini giymeliyim ki yoksul olanlar hallerinden utanmasın, şükretsinler’’ Bu mütevazilik ancak kendisine toprak kadar tevazu gösteren insanların genişliğidir. Turaplık ayrıca bir doğa ve evren yasasıdır. Başka bir deyimle Varolma yasasıdır. İnsan topraktan gelmiş ve toprağa dönecektir. Bir insanın kendisini toprak görmesi onun büyüklüğü ve ululuğudur.

Başka bir açıdan baktığımızda da Turaplık (Toprak) cömerttir. İnsanoğluna karşılıksız nimet verendir. Ona ürün ve ihsan ulaştırma, onun gıda deposodur. Toprak olmadan insanoğlu yaşayamaz. Toprak olmadan insanoğlu onun içinden çıkan enerji ve maddelere, doğal madenlere sahip olamaz. Toprak doğayı, başka bir deyimle evreni var eden temel etkenlerden biridir. Güneş, su, hava ve toprak insanoğlunu var eden, ona yaşam olanağı verebilen temel etkenlerdir.

Cenabı Allahın, Hz. Adem’i topraktan yaratması bundandır. Toprağın varlığını ve nimetini red edip onu küçümseyerek ‘’Ademi çamurdan yarattın, beni ateşten. Ben ondan üstünüm ve ona itaat etmem’’ diyen, Allaha başkaldıran ve nimeti red eden Şeytandır. Şeytan turaba, yani doğaya isyan etmiştir.

Varolma yasasına isyan etmiştir.

Şeytana lanet edilmesi ve tüm kötülüklerin anası olarak kutsi kitaplarda yer verilmesi bundandır.

Toprak ayrıca ayıpları örtendir. Tüm atıklar ve artıklar toprağa atılır. Toprağa gömülür.

Toprak bundan küsmez. Nimet ve ihsanda cimri davranmaz. Yeşillik verir. Bitki örtüsü ile süslenerek insana yaşamı sevdirir. Bu yüzden ona Toprak ana da denilir. O toprakların belirli bir yerinde dünyaya gelip yer yurt edinen insanlar oraya Anavatan derler. Onu sever ve onunla bütünleşirler. Ona sahip çıkarlar. Belirli yerlerini çizerek üstüne harita yapar ve bayrak dikerler. Uğruna şiirler okur, destanlar yazar ve gerekirse paylaşamadıkları için birbirleri ile savaşırlar.

İnsanoğlu toprağın üstünden yararlanır, toprağın altından yararlanır, toprağın çeşidinden yararlanır. Tarih var oldukça üzerinde en çok müzakere edilen, paylaşımında çelişki duyulan gene topraktır.

Toprak kucaklayandır. Toprak bütünleyen, toprak örten, toprak yaşamın temel yasasıdır. İnsanoğlunun üstüne basıldığından dolayı kendini toprak görmesi her ne kadar mütevazilik ise de, diğer güzellikleri ile bir erdemdir. Güzellik ve zenginliktir. Geniş ve büyük olmaktır.

Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye Ebu Turap demesinin ve onun bu künyeyi severek kullanmasının derinliği onun çok yönlü erdemidir.

Hz. Ali’ye Kahramanlığı ve çok cesur olmasından dolayı ona verilen isimlerden Aslan, Allahın Aslanı, Haydar, Kerrâr veya Haydar’ı Kerrâr deyimlerini bir arada değerlendirelim. Haydar, Kerrâr veya Ebu Kerrâr kavramları yiğitliği, kararlılığı, gözüpekliği simgelerler.

Haydar-ı Kerrâr döne döne ve tekrar saldıran, veya dönerek yılmadan saldıran yiğit anlamında telaffuz edilir. Tanrının Aslanı düzeyinde yiğitliği simgeleyen ve Hz. Ali için söylenen Haydar ismi, Alevi inancında derin bir yer edinmiş ve bu isim nesiller boyu yeni doğan çocuklara verilerek Hz. Ali sevgisi sahiplenilmiştir.

Zaten Hz. Ali’nin en bilinen özelliği yiğitliği, özverisi ve yılmadan her tehlikede öne çıkmasıdır. Onun bu yiğitliğinden dolayı pek çok temsili resmi çizilmiş ve pek çok resimde elinde Zülfikârı ile Düldül üzerinde görülmektedir. Hz. Ali ve Hz. Muhammed tarafından Uhud savaşında kendisine hediye edilen çift ağızlı Zülfikâr adı kılıç bütünleşmiş bir simgedirler. Hz. Ali resimleri de bu anlamda genellikle Zülfikâr ile birlikte temsil edilir.

Halıcılarda, kilimcilerde, fotoğrafcılarda bu şekilde çizilmiş pek çok Hz. Ali ve Zülfikâr fotoğrafları vardır. Ancak bu fotoğraflar veya bunu içeren kavramlar sadece ticari alanlarında değil, halkın öz değerleri içinde de geniş yer edinmiştir.

Anadolunun pek çok köy veya kasabalarında kadınlar ve kendileri için çeyiz hazırlayan gelinlik genç kızların pek çoğu bu pozisyonu içeren danteller, örgüler, yastık yüzleri, bebek örtüleri ve benzeri el işleri yapar, bu görüntüyü yaşamlarının bir parçası olarak kabul ederler.

Hz. Ali ve Zülfikâr, Alevi toplumunun yüreğinin en derin yerine işlemiş, Zülfikârı simgeleyen resim ve kolyeler her eve girmiş ve neredeyse her Alevi gencinin boynuna asılmıştır. Türkiye’nin veya Dünyanın her hangi bir yerinde bir Alevinin başka bir Aleviyi kolaylıkla tanıyacağı ve ayırd edeceği bir simge haline gelmiş, bazen üzerinde bir çok güzel sözlerin de yazılı olduğu bu simgeler beyinlere bir daha çıkmamak üzere kazınmıştır.

Bu vesile ile Zülfikâr ve Hz. Ali’nin birlikte olduğunu yansıtan bu portreler artık Aleviliğe mal olmuş ve Hz. Ali sevgisi olarak, onun adına gönüllere kazınmıştır.

Alevilik konusunda fazla bilgileri olmayan Alevi canlar bile bu imge ile Hz. Ali’nin gönüllerine taht kuran bir yiğit, mazlumun ahını alan bir kahraman olarak görmüş ve kabul etmişlerdir.

Hz. Ali’nin halk arasında kabul gören ve telaffuz edilen bir ismi de Allahın Aslanıdır. Hz. Ali’nin yiğitliğini formüle eden bu simge, onun bir aslan ile olan görüntüsüdür.

Hz. Ali ve Aslan portreleri hem Hz. Ali’nin Allahın Aslanı olduğunu, yani onun adına savaşan, onun yiğidi, onun kahramanı olduğunu içeren bir isim ve kavram, hem de Hz. Muhammed’in 621 yılında Mirac’a giderken yolda gördüğü ve karşılaştığı bir aslanla olan bağıdır.

Hz. Muhammed’in Mirac’da karşılaştığı bir aslanın ağzına yüzüğünü vermesi ve bu yüzüğün 40’lar Ceminde Hz. Ali tarafından ağzından çıkarılarak Hz. Muhammed’e tekrar iade edilmesi, Alevi inancında, Hz. Ali ve Aslan kavramlarını bütünleştirir. Bu yüzden de Hz. Ali’nin diğer çok bilinen ismi ise Allahın Aslanı (Esedullah) oluşudur.

Hz. Ali’nin diğer bir ismi ise Şahı Merdan Hz. Ali’dir. Bu isim de yiğitler yiğidi, bilgeler bilgesi Hz. Ali anlamında kullanılır. Bu sözü yiğitlerin en Şahı ve Şahların en yiğidi olarak da kabul etmek mümkündür. Ama asıl anlamı özünü fakir gören, mütevazi yiğitler yiğididir. Başka bir deyimle kuvvetine ve kudretine güvenip benlik getirmeyen, sürekli tevazu da bulunan yiğitler yiğidi olarak algılamamız gerekir. Bütün bu kavramlar Şahı Merdan Hz. Ali isminde bütünleşirler.

Hz. Ali için kullanılan başka bir isim de Pirlerin Şahı Hz. Ali veya aynı anlamı içeren Evliyalar Şahı Hz. Ali ismidir. 18 bin Alemi var eden nura gösterdiği Takdiri ilahiyyeye ve tam rızâdan dolayı ona "Mürteza" adı da verilmiştir. Evliyalar Şahı ve Murteza isimlerini bir arada değerlendirdiğimizde, onun Hakka tam teslim olmuş, hikmetine Evliyaların ve Ermişlerin akıl sır erdiremediği bir Veliyullahtır.

Hz. Ali’nin makam ve yeri Pir, Piran, yani Pirlerin Şahı, Pirlerin en Ulusu, en büyüğü olarak algılanır. Bu ululuk aynı zamanda Murteza, yani Allah rızasını kazanmış ve ilahiyete tam rıza göstermiş olmakla birlikte ele alınır.

Hz. Ali’nin diğer bir ismi ise Turnalar Şahı Hz. Ali’dir. Hz. Ali’nin sesinin yani avazının çok güzel olduğu ve kulağa hoş geldiği anlamında, çok sonraları onun hakkında telaffuz edilmiştir. Turnanın sesinin çok güzel olduğuna inanılarak Hz. Ali ile Turna bir araya getirilmiştir.

Turnalar Şahı demek, Turna gibi yüksek avazla Ehli Beyt figanını paylaşanların Şahı anlamında söylenmektedir.

Turna simgesinde söylenmek istenen aslında Turnanın kendi değildir elbette. Hz.Ali’yi sevenlerin bağrı yanıktır. Ehli Beytin ve sırf onları sevdikleri için acımasız zulümlere maruz kalan Alevilerin acıları, türkülerden ziyade ağıt tarzında deyişlere, beyitlere aktarılmış ve büyük bir içtenlikle söylenmektedir. Alevi deyiş ve beyitlerin içeriğini sade bir dille aktaracak olsak, çekilen acıyı o kadar içten dile getirmektedir ki en sert yürekler, en merhametsiz taş kalpler bile yumuşamakta ve hüzün çekmektedirler.

Bu yüzden Alevi Cemlerinde beyitler okununca katılımcılar genellikle huşu içinde ağlamakta, Ehli Beytin haksızlıklar ve acı dile getirilerek, gözyaşı, feryat ve figan ile paylaşılmaktadır.

Cemlerde çalınan saz ve bağlama bu yakarışa daha içten bir rutin kazandırmakta, çekilen acılar karşısında çaresizlik, daha içten Ehli Beyt sevgisine dönüşmektedir.

Turnanın sesinin güzel ve tiz oluşu, bu güzel hayvanın avazının güzelliği olarak algılanmakta, daha yüksek sesle ve daha içten bir avazla yakılan deyişler doğrultusunda Ehli Beyt aşk ve sevgisi dile getirilmektedir.

Alevi Ozanlar ve Erenler bundan dolayıdır ki, Turnada Hz. Ali’nin avazı var diyerek onu Hz. Ali ile sevgisi içinde anar olmuşlardır.

Buna benzer bir durumda şudur. Bazı Alevi bölgelerinde Kaz adeta kutsal görünmektedir. Kazın ayağının 3 parmaklı oluşu ile Hakk Muhammed Ali arasında bir benzerlik kurulur ve kaza ayrı bir sevgi gösterilir. Tabii kaz ayağının 3 parmaklı oluşu kazı kutsal yapmaz. Sadece kudsiyetin kazda sergilendiği gösterilerek Hakk Muhammed Ali sevgisine bağlılık aşılanır.

Hz. Ali’nin diğer bir ismi de Şiriyezdan'dır ve Allah'ın arslanı anlamında kullanılır. Allahın Aslanı ile ilgili değerlendirme yukarıda yapıldığı için bu örnekte yenilemeye gerek görmüyoruz.

Ayrıca Şahı Velayet (Velayet eden ve İman edenlerin Şahı), Serpinhan (yardımcı Can, yardımsever Can), Halük-ül Rahman (bağışlayıcılığın yaratıcısı), Emirül Müminin ( Müminlerin Emiri / İnananların başı), Bab’ıl İlim (İlim Kapısı), anlamında sevilen isimleri vardır.

Bazı kaynaklar Hz. Ali’nin bin bir isminin olduğunu, güzel olan her şeyde onu gördüklerini, ne kadar güzel eser varsa hepsinde Hz. Ali’yi gördükleri inancından hareketle bu isimleri çoğaltırlar. İsim sayısının bir kaç tane daha fazla yada eksik olması onun şahsında fazla bir önem arz etmez. Ancak Alevi toplumu onu öylesine bir içtenlikle sahiplenmiş ki, sadece Ali isimleri değil, ona yakıştırılan diğer isimleri bile aynı içtenlikle sahiplenmiş ve nesiller boyu yeni doğan bebeklere bu isimleri vererek bağlılık örnekleri göstermiştir.

Alevilikte başka hiç bir isim ve kavram yoktur ki üzerinde Hz. Ali kadar geniş ve derin bir iz bırakmış olsun. Aleviler yüzyıllardır bu duygu ile sadece Ali ismi değil, onu başka şekilde çağrıştıran Türabi, Mürteza, Haydar, Bin Ali, Ali Ekber, Ali Haydar, Ali Can ve daha nice isimleri çocuklarına takarak ona bağlılıklarını sergilemektedirler.


_________________
Gercegin Demine HU Mumine YA ALi


kahr olsun sefil esaret yaşasın şanlı ve güzel ölüm


kafkas kartalı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://site.mynet.com/imam_samil2008/
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: Geri: ehli beyt sevgisi   Cuma Tem. 30, 2010 8:51 pm

teşekürler


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ehli beyt sevgisi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ehli beyt sevgisi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Ehli Beyt Sevgisi-
Buraya geçin: