Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 bakara suresi 1.....5

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: bakara suresi 1.....5   C.tesi Ağus. 14, 2010 2:13 pm

الم

Elif, lâm, mim.

Elif, Lâm, Mim.

1. elif, lâm, mim : elif, lâm, mim
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu harfler mukattaa harfleridir. Allah'ın bu surede özel bir sayısal değerle kullandığı harflerdir.





ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).

İşte bu Kitap ki, O'nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.

1. zâlike : işte bu, bu
2. el kitâbu : kitap
3. lâ : yok, değil
4. reybe : şüphe
5. fî-hi : onun hakkında, onun içinde, onda
6. huden : hidayet, hidayete erdiren
7. li el muttekîne : takva sahipleri için
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Burada takva ve hidayet olmak üzere iki kavram vardır. Takva kavramının lügat mânâsı çekinmek, sakınmak ve korkmaktır. Allahû Tealâ, Kur'ân-ı Kerim'de ne zaman takva kelimesini kullanmışsa, devrimizin âlimleri belki de eski âlimlerin standartlarına uyarak hep aynı şeyi (Allah'tan korkun, sakının, çekinin) söylemektedirler.

Allahû Tealâ'nın dizayn ettiği takva, ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin hidayet yeminleridir.

Takvanın başlangıcı kişinin Allah'a ulaşmayı dilediği, âmenû olduğu noktadır. Kişi ne zaman Allah'a ulaşmayı dilerse Allahû Tealâ aynı anda kalbindeki bu talebi işitir, bilir ve görür. Kişi o anda başlangıç takvasının da cennetin de sahibidir.

Takvayı 7 safhada incelemek söz konusu olmaktadır:

Kişi Allah'a ulaşmayı dilediğinde âmenûlar takvasının sahibi olur (3. basamak).
Kişi ne zaman mürşidine ulaşırsa, onun önünde diz çöküp tövbe ederse o an tâbiiyet takvasının sahibi olur (14. basamak).
Kişi ruhunu Allah'a ulaştırıp, Allah'a teslim ettiğinde evvab takvanın sahibi olur (21. basamak).
Ne zaman kişi fizik vücudunu Allah'a teslim ederse muhsinler takvasının sahibidir (25. basamak).
Kişi nefsini de Allahû Tealâ'ya teslim ettiğinde ulûl'elbab takvasının sahibi olur (26. basamak).
İrşad olunca (ihlâs) takvasının sahibidir (27. basamak).
İrade Allah'a teslim edilince bihakkın takva elde edilir (28. basamak / 5. kademe)
Takva, lügat mânâsı itibariyle korkmak, çekinmek anlamına gelse de aslında takva, Kur'ân-ı Kerim'de 28 basamaklık bir dizaynın 28. basamağın 5. kademesine kadar gelen bir olgunlaşma sürecini ifade eder.

Hidayet; insanın Allah'a ulaşmayı dilemesiyle başlayan bir vetiredir. 7 tane hidayet, 7 kat cenneti ifade eder. Bir insanı dalâletten kurtaran şey Allah'a ulaşmayı dilemektir. Allahû Tealâ kişiyi dalâlette bırakmak istediği için, o kişi dalâlette değildir, hidayete talip olmadığı için dalâlette kalmıştır. bütün insanlar dalâlettedir.

Hiç kimse yoktur ki başlangıç itibariyle dalâlette olmasın. Herkes hayata dalâlette başlar. Kim Allah'a ulaşmayı dilemişse, dilediği taktirde dalâlette kalmaktan kurtulur. Dalâletin bittiği yer, bir başka ifadeyle cehennemin bittiği yer Allah'a ulaşmayı dilediğimiz noktadır. Bunun alt tarafı yedi kat cehennemdir, üst tarafı yedi kat cennettir. Rad suresinin 27. âyet-i kerimesi hidayetle dalâletin birbirinden ayrıldığı noktayı ifade ediyor.

13 / RA'D - 27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Öyleyse Allah'a ulaşmayı dileyenleri kendisine ulaştıracağı için, Allah'a ulaşmayı dilediği andan itibaren hidayet başladığı için hidayette olmak ya da dalâlette olmak kişisel talebe bağlı bir olaydır. Kişinin serbest iradesi, cüz'i iradesi bu konuda kesin bir rol oynuyor. Kişi Allah'a ulaşmayı dilerse, iradesiyle böyle bir talepte bulunursa, ancak onlar Allahû Tealâ tarafından hedefe ulaştırılır.

42 / ŞÛRÂ - 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).

Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yu'minûne : îmân ederler
3. bi : ile, ... e
4. el gaybi : gayb, bilinmeyen
5. ve yukîmûne : ve ikame ederler, hakkıyla yerine
6. es salâte : salat, namaz
7. ve mimmâ (min mâ) : ve o şeyden, ondan
8. razaknâ-hum : onları rızıklandırdık
9. yunfikûne : infâk ederler, (Allah yolunda)
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ, gaybte yani Allah'ı görmeden Allah'a inananlardan bahsetmektedir. Bu âyette ifade edilen, ikinci takvadır. İnsan iradesini Allah'a teslim etmedikçe Allah'a köle olmadıkça, normal şartlarda Allah'ı görmesi söz konusu değildir. Kişi, bihakkın takvaya kadar Allahû Tealâ'yı göremez.

Salâh makamının 7 kademesinden beşincisi, iradenin Allah'a teslim kademesidir. Bu kademede Allah'ın kalp gözüyle görülmesi ve gaybte olan sistemin artık ayana dönüşmesi söz konusudur. Burası bâtının zahir olduğu noktadır.

İnfâk iki şekilde olur: Maddî infak, manevî infak.

13 / RA'D - 22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

Burada Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, sırren ve aleniyeten infâk ettikleri ifade edilmektedir.

Rızık; Allah'ın insanlara gıda olarak ihsan ettiği, insanların Allahû Tealâ'dan direkt ihsan olarak aldığı noktadaki herşeydir. Allah'ın insanlara yemek için verdiği hayvanlar, bitkiler, otlar, denizdeki, havadaki herşey rızıktır. Bir insan o rızkı aldıktan sonra başkalarına onu, rızık olarak vermek yetkisinin sahibi değildir. Rızık vermek Allah'a mahsustur.

Bir insan Allah'tan aldığı rızkı başkalarına verdiğinde bunun adı infâktır. Bir kişi başka insanlara infâk ettiği zaman onları, Allah'ın rızkından nafakalandırmış olur.

Takva sahibi olmanın vasıflarından bir tanesi de mutlaka Allah'ın verdiklerinden infâk etmektir. Takva sahibi olanlar, zekât vererek infâk etmektedirler.

Öyleyse en güzel standartlarda bir sonuçla karşı karşıyayız:

Allah'ın verdiği rızkı başkalarına zekât ya da sadaka olarak, hangi şekilde verirsek verelim onları rızıklandırmış olmayız. Onları infâk etmiş oluruz, nafakalandırmış oluruz. Bu, fizik standartlarda maddî infaktır. Fizik vücudumuz zikir yaptığı zaman Allah'ın gönderdiği rahmet-fazl ve rahmet-salâvât ikili nurları göğsümüze gelir. Oradan Allah'ın göğsümüzü yararak açtığı yoldan nefsimizin kalbine ulaşır.

6 / EN'ÂM - 125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.

Ve nefsimizin kalbine Allah'ın yazdığı ÎMÂN kelimesine fazıllar yapışarak kalbi fazl nurları işgal etmeye başlar. Zikri yapan fizik vücuttur ama nurlar nefsin kalbinde toplanmaktadır. İşte bu fizik vücudun nefsi nurlarla infâk etmesidir. Bu da fizikötesi; yani manevî infâktır:

39 / ZUMER - 22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

2 / BAKARA - 261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).

Onlar (takva sahipleri) ki, sana indirilene ve senden önce indirilenlere (bütün semavî kitaplara) îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler (yakîn seviyesinde kesin olarak inanırlar).

1. ve : ve
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. yu'minûne : îmân ederler
4. bi mâ : şeye
5. unzile : indirildi
6. ileyke : sana
7. ve mâ : ve şey
8. unzile : indirildi
9. min : den
10. kabli-ke : senden önce
11. ve : ve
12. bi el âhireti : ahirete (ruhun ölümden evvel Allah'a ulaşmasına)
13. hum : onlar
14. yûkınûne : yakîn hasıl ederler (kesin olarak inanırlar)
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ yakîn hasıl etmenin standartlarından bahsetmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de "yakîn" müessesesi üçe ayrılır:

İLM'EL YAKÎN, AYN'EL YAKÎN, HAKK'UL YAKÎN.

Üç yakînin başlangıçtan itibaren 21 basamağı, Kur'ân-ı Kerim'in lâfzını içerir ve İLM'EL YAKÎN'i ifade eder. Yakînlerden birincisi, birinci hidayete ermeyi ifade eder. İLM'EL YAKÎN'in son safhasında, FENÂFİLLAH MAKAMINDA (22. basamak) ruh Allah'a teslim olur. Burası İLM'EL YAKÎN'in sonudur. 23. basamakta BEKABİLLAH MAKAMINDA ruha İndi İlâhi'de bir altın taht verilir (23. basamak). ZÜHD MAKAMINDA kişinin zikri hergün 12 saati aşar (24. basamak). MUHSİNLER MAKAMINDA fizik vücut Allah'a teslim olur. FENÂ, BEKA ve ZÜHD makamları İLM'EL YAKÎN'den AYN'EL YAKÎN'e geçiş köprüsüdür. Nefsin teslimiyle AYN'EL YAKÎN'e geçilir. Daha ötesi salâh makamının kölelik mevkiinin ihsanlarını ifade eder. Orada AYN'EL YAKÎN ve HAKK'UL YAKÎN hasıl olur. AYN'EL YAKÎN'in bittiği yer HAKK'UL YAKÎN'in başladığı yerdir. Basamaklar yerli yerine oturtularak bakıldığında:

Allah'a ulaşmayı dileyen kişide Allahû Tealâ tecelli eder. Kör, sağır ve dilsiz olan kişi irşad makamını ve söylediklerini gören, işiten ve bilen, idrak eden birisi olur. kendisine verilen ilmi yavaş yavaş algılamaya başlamıştır. Ama henüz buna ehil olmamıştır. Bu, İLM'EL YAKÎN'in başlangıcıdır.

Kişinin mürşidine tâbiiyetiyle birlikte İLM'EL YAKÎN daha önemli bir noktaya ulaşır.

7. basamaktan 14. basamağa kadar 1. kesimde Kur'ân kıraat olunur. Kişi İLM'EL YAKÎN'in içindedir. Tezkiye kademesinde de kişinin ilmi giderek büyür. İLM'EL YAKÎN'i, kişi ruhunu Allah'a ulaştırana kadar artarak devam eder. Ruh Allah'a ulaştığı zaman sona erer. Bu ahirete ulaşmaktır.

7 / A'RÂF - 146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

7 / A'RÂF - 147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhireti habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr eden kimselerin amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır (karşılık verilir)?

18 / KEHF - 105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

Artık velâyet başlamıştır. Velâyet müessesesi, AYN'EL YAKÎN'e (daimî zikir) ulaşıncaya kadar geçilmesi lâzımgelen bir köprü gibi düşünülmelidir. Fenâ, beka, zühd ve muhsinler makamı (fizik vücudun teslimi) bu köprünün üzerindedir. Kişi henüz AYN'EL YAKÎN olmamıştır. İLM'EL YAKÎN ve AYN'EL YAKÎN arasındadır ve ikisinin de özelliklerine sahip bir durumda yaşar. AYN'EL YAKÎN'in özelliklerinden ikisi olan kişinin kalp gözünün ve kalp kulağının açılabilmesi bu 4 makamda mümkün olabilir de olmayabilir de...

Kalp gözünün ve kalp kulağının açıldığı hikmet kademesine, daimî zikirle ulaşılır. AYN'EL YAKÎN elde edilir. Kitab'ın 4 ruhunun öğretilmesi bitmiştir. tahkiki îmânın başladığı ulûl'elbab makamında o kişiye yerlerin melekûtu yani 7 kat yerler gösterilir. Bu noktada kişi nefsini teslim eder. Sonra ihlâs makamında kişiye göklerin melekûtu 7 kat gökler gösterilmeye başlanır. Kişi kalp gözüyle 7. gök katının en son, en üst noktası olan Sidret-ül Münteha'yı gördüğü anda Tövbe-i Nasuh'a davet edilir. Bu, salâh makamının 1. kademesine ulaşıldığını gösterir. Allahû Tealâ o kişinin mürşidine ulaştıktan sonraki günahlarını örter, başının üzerine salâh nurunu verir, bütün günahlarını sevaba çevirir. Bu işlem tamamlanınca, kişi HAKK'UL YAKÎN'in sahibi olur. İrşad makamına: "İrşada memur ve mezun kılındın." cümlesiyle tayin edilir. İrade Allah'a teslim edilmiştir. Burası bihakkın takva (Hakka tukatihi takva) kademesidir. İşte burası, hikmetin ötesidir.

أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

İşte onlar, Rab'lerinden bir hidayet üzeredirler. Ve işte onlar,onlar muflihundurlar (felâha, kurtuluşa erenlerdir).

1. ulâike : işte onlar
2. alâ : üzere, üzerinde, ... e
3. huden : hidayet
4. min : den
5. rabbi-him : kendi Rab'leri, onların Rabbi
6. ve : ve
7. ulâike : işte onlar
8. hum : onlar
9. el muflihûne : felâha erenler, kurtuluşa erenler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Hidayet müessesesi 7 tane safha arz eder. İnsanlar 3. basamakta Allah'a ulaşmayı dileyerek 1. hidayetin sahibi olurlar. Ondan evvel herkes dalâlettedir. 4. basamakta Allah'ın Rahmân esması tecelli eder. 5, 6, 7. basamaklarda bu tecelli ile gören, işiten ve idrak eden, dünyaya açılan gözlerle mürşidini mürşid olarak gören ve onun sözlerini dinleyen, mânâsına ulaşan ve onun sözlerini idrak eden kişiler yapar Allahû Tealâ insanları. Bunu da furkanlar vererek yapar. Ve o kişilerin bütün günahlarını örter:

8 / ENFÂL - 29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Böylece kişi, ne kadar günahı olursa olsun mutlaka günahından daha fazla sevabı olan birisi olur. Bu kişi Allah'a ulaşma davetine icabet eden kişidir. Bundan sonra kişi, Allah'ın kalbine ulaşmasıyla (Tegabun-11), kalbinin Allah'a dönmesiyle, göğsünden kalbine yol açılmasıyla ve zikir neticesinde kalbine %2 rahmet girmesiyle huşû sahibi olur, hacet namazını kılar, mürşidine ulaşır. 2. hidayet mürşide tâbiiyettir. Tâbiiyet üzerimize farzdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

5 / MÂİDE - 35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

Ruh Allah'a doğru yola çıkar, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katının 7 âlemini geçen ruh, Allah'ın Zat'ına ulaşır ve 3. hidayet gerçekleşir. İşte sıratı mustakîm adıyla geçen bu yolların gerçek anlamdaki en büyük sıratı mustakîm'i budur.

Kimin ruhu böyle bir dizaynda Allah'ın Zat'ına ulaşmışsa 21. basamakta, o kişi hidayete ermiştir. Önce hidayet üzeredir, mürşidine ulaşınca hidayeti arttırılır. Ruhu Allah'a ulaşınca hidayeti bir daha arttırılır ve hidayete erer. Bu ruhun hidayetidir. Bundan sonra kişi fizik vücudunu Allah'a teslim edecektir, fizik vücudu da hidayete erecektir. Bu onun 4. hidayetidir.

Sonra kişi daimî zikre ulaşacaktır, ulûl'elbab olur, nefsinin kalbinde hiç afet kalmamıştır. Nefsini teslim ettiği bu noktada 5. hidayetin sahibi olur. Bu nefsin hidayetidir. Bu sebeple Allahû Tealâ ona, hidayetini arttırmak sebebiyle kalp gözünü, kalp kulağını açarak iki büyük mükâfat verir. Böylece kişi, Allah'ın söylediklerini işitmeye, gösterdiklerini görmeye başlar. 7 kat yerler, 7 kat cehennem. Ve zemin kattaki ana dergâhın sırları gösterilir.

Ve o noktadan sonra kişiye sırasıyla bütün 7 gök katı gösterilecektir. Kişi ihlâsa ulaşmış ve irşad olmuştur. Burası 6. hidayettir.

7. katın 7. âlemi olan İndi İlâhi'de, oradaki en yüksek noktadaki ağacı, Sidret-ül Münteha'yı görürse, o kişi mutlaka tövbe-i nasuh'a davet edilir. arkasından Allah onun mürşidine ulaştıktan sonra işlediği günahları örter, ona salâh nuru verir, günahlarını sevaba çevirir.

Bunlar tamamlanınca kişi son hidayet için hazırdır. Allah ona "irşada memur ve mezun kılındın" cümlesiyle irşad görevi verir. Böylece kişi iradesini de Allah'a teslim ederek 7. hidayetin de sahibi olur.

İşte Allahû Tealâ'nın hidayet üzere dediği olay 7 safhada olgunlaşan bir meyvedir. Aynı zamanda Allahû Tealâ takva sahiplerinin muflihun olduklarını, felâha ulaştıklarını söylemektedir. Kur'ân, 7 safhada 7 hidayet ve 7 felâh ihtiva eder.

91 / ŞEMS - 9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

Bu üçüncü hidayet ve üçüncü felâhtır.

Felâh, A'raf Suresinin 157. âyet-i kerimesinde bütün sahâbenin ulaştığı bir sonuç olarak anlatılmaktadır:

7 / A'RÂF - 157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.

Burası 2. hidayet ve 2. felâh kademesidir.

Allahû Tealâ ümmî, nebî bir resûl'e yani Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olanların hepsinin, bu hedefe ulaştığını söylemektedir. Hepsi kurtuluşa ulaşmışlar, felâha ermişler, muflihun olmuşlardır.


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
 
bakara suresi 1.....5
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Kur`anı Kerimin Türkçe Meali-
Buraya geçin: