Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 bakara suresi 11......15

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: bakara suresi 11......15   C.tesi Ağus. 14, 2010 2:24 pm

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).

Onlara (Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için, kalpleri engelli ve başkalarını hidayetten men ettikleri için Allah'ın hastalıklarını artırdığı insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın (başkalarını Allah'ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz.” dediler.

1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. kîle lehum : onlara ..... denildi
3. lâ tufsidû : fesat çıkartmayın
4. fî el ardı : yeryüzünde
5. kâlû : dediler
6. innemâ : ancak, sadece
7. nahnu : biz
8. muslihûne : ıslâh ediciler, ıslâh edenler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Fesatın muhtevası, Rad Suresinin 25, Hac Suresinin 8 ve Mu'min Suresinin 56. âyet-i kerimelerinde verilmektedir. Müfsidler, Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için Allah'ın âyetlerinden gâfil ve Allah'a asi olan bu ilimsizler, Allah'ın emrini yerine getirmeyerek hidayetçiye tâbî olmazlar. Sadece kendileri emirleri yerine getirmeyerek cehenneme gitmenin ötesinde, Kur'ân-ı Kerim gibi nurlu bir kitab'a dayanmadan el yazması kitaplardan verdikleri yanlış dîn bilgilerini diğer insanlara öğretip milyonlarca insanın da cehenneme gitmesine sebep oldukları için onlar yeryüzünde fesat çıkaranlardır: Allahû Tealâ bu faydasız ilim sahiplerinden Allah'a sığınmamızı Mu'min-56'da emrediyor.

13 / RA'D - 25: Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
Onlar, misaklerinden sonra (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah'a misak verdikten sonra) Allah'ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim etmezler). Ve Allah'ın, O'na (Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm'e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.

22 / HACC - 8: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.

40 / MU'MİN - 56: İnnellezîne yucâdilûne fî âyâtillâhi bi gayri sultânin etâhum in fî sudûrihim illâ kibrun mâ hum bi bâligîh(bâligîhi), festeiz billâh(billâhi), innehu huves semîul basîr(basîru).
Muhakkak ki, kendilerine gelmiş bir sultan (delil) olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücâdele edenlerin sinelerinde sadece (Allah'a) ulaşamayacakları bir kibir vardır. Artık Allah'a sığın, muhakkak ki O, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Burada fesat ve ıslâh olmak üzere zıt iki kavram vardır. Fesat, insanları Allah'a ulaşmayı dilemekten men etmektir. Fesat çıkarmak, iki ayrı grubu oluşturmak demektir. Böyle bir şeyi İslâm kesinlikle emretmez.

İslâm'ın emrettiği ıslâh ayrılıkları ve düşmanlıkları önlemek suretiyle insanlar arasında barışı, kardeşliği ve dostluğu tesis etmektir.

Allah'a ulaşmayı dileyerek mü'min olanlar mürşidin önünde tövbe ettiklerinde günahları sevaba çevrilir ve amilüssalihat yapmaya başlarlar.

Gerçekten ıslâh edici amellerde bulunanlar "biz sadece ıslâh edicileriz" diyen kişiler değil, bunların tam karşısında olup nefsin ıslâhıyla meşgul olanlardır. Bu öyle bir kurnazlık ki, bu kişiler hem Allah'ın yoluna girmezler hem Allah'a ulaşmaktan men ederler, hem de kendilerini Allah'ın yolundaymış gibi ıslâh ediciler olarak tanıtırlar.

Sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olmuş ve tâbî oldukları anda nefs tezkiyesine başlamışlar, zikir yapmışlar. Zikirle Allah'tan gelen rahmet, fazl ve salâvâttan fazıllar kalplerine yerleşmeye başlamış, ruhları da Allah'a doğru yola çıkmış; yedi kademede yedi gök katını aşarak Allah'a ulaşmışlardır.

İşte Rad Suresinin 25. âyet-i kerimesinde bu yolculuğu gerçekleştirmek istemeyenler, yeryüzünde fesat çıkaranlar olarak adlandırılmaktadır.
أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).

Gerçekten onlar, fesat çıkaranlar, onlar değil mi? Ve lâkin farkında değiller.

1. e lâ : değil mi, (öyle) değil mi
2. inne-hum : muhakkak ki onlar, gerçekten onlar
3. hum : onlar
4. el mufsidûne : fesat çıkaranlar
5. ve : ve
6. lâkin : lâkin, fakat
7. lâ yeş'urûne : (şuurunda) bilincinde olmazlar,
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu âyette anlatılan insanlar, Rum-7'deki dünya hayatının zahirini bilen fakat ahiretten gâfil olanlardır ve faydasız bir ilmin sahibi olduklarından haberdar değillerdir. Çünkü okudukları kitaplar onlar açısından değerli olan insanların asırlar boyunca yazdıklarıdır. Kur'ân-ı Kerim'in ruhunun tefsirine sahip olmadıkları için Lokman-6'ya göre boş sözler satın alanlar da ve o bilgileri öğrenmişler ve o bilgileri öğretmektedirler. Ama o bilgiler, onları Allah'ın yoluna ulaştırmayan faydasız bir ilmi temsil etmektedir. Allahû Tealâ bu hususu Kur'ân-ı Kerim'de tarif etmektedir (cuma-5): Kitapların eşek tarafından taşınanı değil, kişinin Allah'a ulaşmayı dileyerek, ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah'a teslim etmesini sağlayanı (Kur'ân'ın gerçek lâfzı ve ruhu), Allah'ın katında kıymetlidir.

Allahû Tealâ açık ve kesin bir şekilde müfsidlerin bunun şuurunda olmadığını ifade etmektedir. Onlar söylediklerinin yanlış olduğundan haberdar değillerdir. doğruyu söylediklerini zannetmektedirler.

30 / RÛM - 7: Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır.

31 / LOKMÂN - 6: Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.

62 / CUMA - 2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve onlara: “İnsanların inandıkları gibi siz de âmenû olun (Allah'a ulaşmayı dileyin).” denildiği zaman: “O sefihlerin (akılsızların) îmân ettiği gibi mi âmenû olalım?” dediler. Gerçekten onlar, kendileri sefih değiller mi? Ve lâkin bilmiyorlar.

1. ve : ve
2. izâ : olduğu zaman
3. kîle : denildi
4. lehum : onlara
5. âminû : îmân ediniz, âmenû olunuz
6. kemâ : gibi
7. âmene : îmân etti, âmenû oldu
8. en nâsu : insanlar
9. kâlû : dediler
10. e nu'minu : biz îmân mı edelim, âmenû mu olalım
11. kemâ : gibi
12. âmene : îmân etti, âmenû oldu
13. es sufehâu : sefihler, akılsızlar
14. e lâ : (öyle) değil mi
15. inne-hum : hiç şüphesiz onlar, muhakkak ki onlar
16. hum : onlar
17. es sufehâu : sefihler, akılsızlar
18. ve : ve
19. lâkin : lâkin, fakat
20. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Âmenû kelimesinin lügat mânâsı inanmaktır. İnanmak, mü'min olmak, âmenû olmak bir inancın etrafında toplanan açıklamalardır. İnancın Kur'ân-ı Kerim'deki muhtevası 3. basamaktan 28. basamağa kadar her tarafı kapsar. Allahû Tealâ abesle iştigal etmez. Kur'ân-ı Kerim bir bütün oluşturur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in etrafında toplananlar, çoğunlukla fakirlerdi ve şehrin eşrafı onların arasında değildi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in onlara ilgi gösterdiğinin ispatı, Ay'ın fetki olayındaki açıklamadır. Diyorlar ki: "Eğer Ay'ı ikiye ayırabilirsen biz sana tâbî oluruz." Peygamber Efendimiz (S.A.V) de diyor ki: "Ben Ay'ı ikiye ayıramam, ben de sizin gibi bir insanım. Ama Allah'a dua ederim. Eğer duamızı kabul ederse Ay'ı ikiye ayırır. O zaman bana tâbî olacak mısınız?" Hepsi bir ağızdan "olacağız" diyorlar. Ay, ikiye ayrılıyor. "Ama bu apaçık bir sihirdir." deyip işi bitiriyorlar, tâbî olmuyorlar.

İşte hiçbir zaman âmenû olmayacak olan ve âmenû olan o fakir fukaraya da "sefihler" diyenler "bunlar akıllı olsalardı, zengin olurlardı" diye düşünmektedirler. Onlar için saygı göstermenin ölçüsü insanların zengin oluşudur.

İnsanlar vardır, çok para kazanıp da kendilerini saydırmak için para dağıtırlar ve bundan nefsleri hoşlanır. Bu davranış Allahû Tealâ'nın karşısında küçülmek değil midir?

"Biz o sefihler gibi mi âmenû olalım?" sözü dünya ve ahiret saadetini elinin tersiyle itmektir. Çünkü dünya saadetini çok para kazanmaya bağlayan milyonlarca insan dünya üzerinde yaşamaktadır. Zannederler ki, çok para kazanırlarsa mutlu olacaklardır.

Birkaç günlük ömrü, o akılsız kafalarının muhtevası içerisinde dünyayı tercih ederek geçirdikleri için onlar sefih, akılsız olduklarının farkında değillerdir. Dünya malı dünyada kalır. Bu akılsızların malları ve evlâtlarının Allah'tan gelecek bir cezaya karşı koymaya yetmeyeceği Al-i İmran-116'da belirtilmektedir:

3 / ÂLİ İMRÂN - 116: İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Muhakkak ki inkâr edenlere, malları ve evlatları, Allah'tan bir şeye (azaba) karşı kendilerine asla bir fayda vermez. Ve işte onlar ateş ehlidir, onlar, orada devamlı kalacak olanlardır.

Yaşanacak ömür bellidir. 300 sene de yaşasanız, katrilyonlarca seneden daha uzun olan bir ahiret hayatını cennette veya cehennemde geçirmek şu dünyadaki hayata bağımlıdır. Öyleyse akılsızlar, kişiye ihsan ettiği herşeyle beraber Allah'ı inkâr eden, devredışı bırakan ve nefslerine tapan, nefslerini Rab'lerinin yerine geçirerek gizli şirke düşenlerdir. Allahû Tealâ, bu insanlara bir delil olmak üzere Casiye Suresinin 23. âyet-i kerimesinde diyor ki:

45 / CÂSİYE - 23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Allah neyi emrettiyse Allah'ın emrini yerine getirmezler, Allah'ı Rab, emir ve kumanda mevkiinden alırlar, nefslerinin afetlerini o'nun yerine oturturlar. Onlarla beraber şeytanı, tagutu oraya oturturlar. Onun emrine itaat ederler.

Allahû Tealâ tarafından faydasız ilimleri üzerine dalâlette bırakılan, kalpleri mühürlü olan insanlar da âmenû olmayanların hepsi de sefihlerdir. Akılsız olduklarını da hiçbir zaman akıl edemeyecek kadar akıllılardır.
وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ

Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).

Ve âmenû olanlarla buluştukları zaman: “Biz îmân ettik.” dediler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki biz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay eden kimseleriz.” dediler.

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. lekû : karşılaştılar, buluştular
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular, Allah'a ulaşmayı dilediler
5. kâlû : dediler
6. âmennâ : biz inandık, îmân ettik, âmenû olduk
7. ve izâ : ve olduğu zaman
8. halev : yalnız kaldılar, başbaşa kaldılar
9. ilâ şeyâtîni-him : kendi şeytanlarıyla
10. kâlû : dediler
11. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
12. mea-kum : sizinle beraber
13. innemâ : sadece, ancak
14. nahnu : biz
15. mustehziûne : alay edenler, alay eden kimseler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
İnsan şeytanlar, cin şeytanlar ve şeytan şeytanlar olmak üzere 3 grup şeytan türü vardır. Bunların hepsine birden tagut diyor, Kur'ân-ı Kerim. Aslında insan olan ama Allah'ın yolunda değil de şeytanın yolunda olanlar, başka insanları da şeytanın yoluna ulaştırmak için gayretle çağıranlara "insan şeytanlar" diyor Allahû Tealâ. Bu âyet sefih olan insanların sadece akılsız olmalarını değil, aynı zamanda iki yüzlü olduklarını da vurgulamaktadır. Onların hepsi münafıklardır.

Münafık; düşünceleri başka, davranışları başka olanlardır. Bunların durumları Maide-41 ve Fetih-11'de verilmektedir:

5 / MÂİDE - 41: Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuk(ye’tuke) yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııh(mevâdııhî), yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti azâbun azîm(azîmun).
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah'tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.

48 / FETİH - 11: Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar. De ki: “Eğer Allah, size bir zarar veya fayda dilerse, bu taktirde sizin için Allah'tan (gelen) bir şeye kim mani olabilir (fayda veya zararı önleyebilir)? Hayır (öyle değil), Allah yaptığınız şeylerden haberdardır.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e onlar da tâbî olmuşlar, önünde diz çökmüşler, el öpmüşler, "lâ ilâhe illallah muhammeden resûlallah" demişler ama âmenû olmamışlar, Allah'a ulaşmayı dilememişlerdir. Hiçbir zaman ruhları vücutlarından ayrılıp Allah'a doğru yola çıkmamıştır. Hiçbir zaman mü'min olmaları, Allah'ın evliyası olmaları mümkün değildir. Ve hayatları boyunca küfürde kalacak olan bu zavallı insanlar, sahâbeyi aldatmaya çalışanlardır. Ve burada iki yüzlülükleri çok açık bir şekilde ortaya konmuştur. Allah'ın yolunda olmayanlarla beraber oldukları zaman "biz sizinle beraberiz" derler; sahâbeyle beraber oldukları zaman da "biz sizinleyiz, biz de sizin gibi âmenûyuz, biz de mü'min olduk" derler. Böyle bir iddiaları olduğunu Allahû Tealâ açık açık söylemektedir:

49 / HUCURÂT - 14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.”

Bir insan âmenû olmasa ama tövbe etse, dış davranışı bunu gerektirdiği için İslâm dairesinin içinde kabul edilir. Öldüğü zaman onun cenaze namazı kılınır. Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin iç davranışı ise kişiyi hedeflere götürür. İç davranış, iç düşünce sistemi, o kişi mürşidine ulaştığı zaman 7 tane şahit tarafından tespit edilir.

Böyle bir olay hiçbir zaman münafıklar tarafından gerçekleştirilemez. Çünkü hiçbirisi Allah'a ulaşmayı dilemezler. Ve ne yazık ki bugün İslâm âleminin büyük kısmı insan ruhunun Allah'a ölmeden evvel ulaşmasının Allahû Tealâ tarafından üzerlerine 12 defa farz kılındığının şuurunda değillerdir. Ve böyle olduğu için de dünya üzerinde İslâm ülkelerinde, Allah'ın yoluna girmek usül haline gelmemiştir. İslâm ülkelerinde, Allah'ın yoluna girmek usül haline gelmemiştir.
اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Allah da onlarla istihza (alay) eder ve onlara mühlet verir. Onlar, kendi azgınlıkları (isyanları) içinde bocalarlar.

1. allâhu : Allah
2. yestehziu : alay eder
3. bi-him : onlarla
4. ve : ve
5. yemuddu-hum : onlara mühlet verir
6. fî : içinde
7. tugyâni-him : onların azgınlıkları
8. ya'mehûne : bocalarlar, şaşkın kalırlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Azgınlıkları içinde bıraklıan münafıkların Allah'a ulaşmayı dilemeyenler olduğunu Yunus-11 ifade ediyor. Münafıklar, sefihler "biz o sahâbeyle alay ediyoruz" diyorlar. Allahû Tealâ da bu âyette diyor ki: "Hayır, asıl Biz onlarla alay ediyoruz."

10 / YÛNUS - 11: Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.

Ruhları Allah'a doğru yola çıkmayacak, Allah'a hiçbir zaman ulaşamayacak. Bunlar gerçekleşmediği için fizik vücutlarını, nefslerini ve iradelerini de Allah'a teslim edemeyecek olan zavallılarla Allahû Tealâ nasıl alay eder?

Allah açıkça emrini vermiştir. Onlar emri çiğnerler. Allahû Tealâ da onlarla artık ilgilenmez. Onlara mühlet verir. Mühlet verdikçe kaybettikleri dereceler daha artar ve cehennemin daha alt, daha alt katlarına girerler. 7 kat cehennemin en altına gidecek olanlar, en çok dünyada kalıp, en büyük günahları işleyenlerdir. Allah'ın yoluna girmedikleri için cennete girmeleri hiçbir zaman mümkün değildir. O insanlar, Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir.

Her yaşadıkları gün, pozitif hanelerine birşey katılması mümkün değildir ama negatif haneleri giderek ağırlaşır, ağırlaşır, ağırlaşır. Bunlar insanlara kötülük etmekten hiç çekinmedikleri için yaptıkları zulüm sebebiyle deracat kaybederler. Allah ile ilişkileri devamlı deracat kaybetmekle geçer. Allah'a asi olurlar ve hem Allah'ın emirlerini yerine getirmedikleri için hem yasak ettiği fiilleri işledikleri için bu insanlar devamlı daha çok, daha çok, daha çok deracat kaybederler.

Allahû Tealâ'nın buradaki mühlet vermesine dikkat edin. Allah'la uğraşanların bir kısmı anında hayatlarını yitirirler. Allahû Tealâ onların ömürlerini bitirir. Bu bir cezalandırmadır. Ama en azından Allah'ın, onları bulundukları noktadaki kaybettikleri derecelerle sınırlandırmasıdır. Asıl, Allah'ın Allah'a karşı savaş verip de yaşattıklarına bakın. O yaşatılanlar her geçen gün biraz daha aşağı bir cehenneme gitmek üzere şu dünyada hayatları uzatılanlardır. Ve kendilerine ne kadar yazık ettiklerinin zavallılar farkında da değillerdir. İsyanları içinde bocalarlar.


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
 
bakara suresi 11......15
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Kur`anı Kerimin Türkçe Meali-
Buraya geçin: