Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 bakara suresi 21.......25

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: bakara suresi 21.......25   C.tesi Ağus. 14, 2010 2:35 pm

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).

Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. u'budû : kul olun
4. rabbe-kum : (sizin) Rabbiniz
5. ellezî : o ki, ki o
6. halaka-kum : sizi yarattı
7. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler, onlar
8. min : den
9. kabli-kum : sizden önce
10. lealle-kum : umulur ki böylece siz
11. tettekûne : takva sahibi olursunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ'nın dizaynındaki takva müessesesi ifade ediliyor. Bir insanın takva sahibi olması demek, sadece Allah'tan korkması demek değildir. Takva müessesesini dizayn ettiğimiz zaman 7 tane takva kademesi görürüz:

Allah'a ulaşmayı dilemek, 3. basamak, âmenûlar takvası. (Rum-31, Yunus-62, 63, 64)
Mürşide ulaşmak, 14. basamak, tâbiiyet takvası. (Maide-35)
Ruhu Allah'a ulaştırmak, 21. basamak, evvablar takvası. (Kaf-31,32)
Fizik vücudu Allah'a teslim etmek, 25. basamak, muhsinler takvası. (Maide-93)
Nefsi Allah'a teslim etmek, 27. basamak, ulûl'elbablar takvası. (Maide-100)
İrşada ulaşmak, 28. basamak - 4. kademe, muhlisler takvası. (Maide-65)
İradeyi Allah'a teslim etmek, 28. basamak - 5. kademe, bihakkın takva. (Al-i İmran-102)
Burada birinci takvadan bahsediyor, Allahû Tealâ. Bu takvada kişi Allah'a ulaşmayı dilemiş ve takva sahibi olmuştur:

30 / RÛM - 31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

10 / YÛNUS - 62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?

10 / YÛNUS - 63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

10 / YÛNUS - 64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ tec’alû lillâhi endâden ve entum ta’lemûn(tâ’lemune).

O (Allah) ki; yeryüzünü sizin için döşek ve göğü bina kıldı. Ve gökten su indirdi. Ve böylece onunla mahsullerden sizin için rızık çıkardı. Öyleyse bile bile Allah'a eşler kılmayın (putlar edinmeyin).

1. ellezî : o ki, ki o
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için, size
4. el arda : arz, yeryüzü
5. firâşen : döşek, yatak
6. ves semâe (ve es semâe) : ve sema, gökyüzü
7. binâen : bina olarak (kubbe şeklinde)
8. ve enzele : ve indirdi
9. min : den
10. es semâi : sema, gökyüzü
11. mâen : su
12. fe : o zaman, böylece
13. ahrece : çıkardı
14. bi-hi : onunla
15. min : den
16. es semarâti : ürünler, meyveler, mahsuller
17. rızkan : rızık
18. lekum : sizin için
19. fe : o zaman, artık
20. lâ tec'alû : kılmayın, yapmayın
21. lillâhi (li allâhi) : Allah için, Allah'a
22. endâden : eşler, benzerler
23. ve entum : ve siz
24. tâ'lemune : (siz) biliyorsunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ bu âyet-i kerimede Allah'ın Tek'liğine dair bir işaret vermektedir. Herşeyin insanlar için yaratıldığını ifade eden Allahû Tealâ göklerin, yerin yaratılmasında hedefin hep insan olduğunu açıklıyor. Ve neticeyi Tek Allah esasına dayandırıyor. "Sakın Allah'a benzerler kılmayın. Tek bir Allah vardır. Başka bir Allah yoktur." buyuruyor.

Öyleyse Allah'ın söyledikleri burada apaçık bir dizayn oluşturuyor. Bütün insanlar için söz konusu olan şey, Allah'ın Tek'iğini, vahdetini, Tek bir Allah olduğunu kabul etmek, Allah'a benzerler kılmamak, Allah'a şirk koşmamaktır.
وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).

Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur'ân'dan) şüphe içindeyseniz, o zaman o'nun mislinden bir sure getirin ve Allah'tan başka şahitlerinizi de davet edin, eğer siz sadıklarsanız.

1. ve in kuntum : ve eğer siz iseniz
2. fî reybin : şüphe içinde
3. mimmâ (min mâ) : şeyden
4. nezzelnâ : biz indirdik
5. alâ : üzerine, ... a
6. abdi-nâ : (bizim) kulumuz
7. fe'tû (fe u'tû) : o zaman, öyleyse getirin
8. bi sûretin : bir sureyi
9. min misli-hi : onun mislinden, onun benzeri, onun gibi
10. ved'û (ve ud'û) : ve davet edin, çağırın
11. şuhedâe-kum : sizin şahitleriniz
12. min dûni allâhi : Allah'tan başka
13. in kuntum : eğer siz iseniz
14. sâdıkîne : sadıklar, doğru söyleyenler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e Kur'ân-ı Kerim'i indirdikçe toplumun çoğu O'na inanmadılar. O'nu sahte Peygamberlikle itham ettiler. O'nun, Kur'ân-ı Kerim'i kendisinden yazdığını ve O'nun gibi bir Kitab'ı kendilerinin de yazabileceklerini iddia ettiler.

Allahû Tealâ bu konuda bir açıklama getiriyor Kur'ân-ı Kerim'de:

23 / MU'MİNÛN - 44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

29 / ANKEBÛT - 48: Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtılûn(mubtılûne).
Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O'nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi.

Allah'ın vazifeli kıldığı resûlleri, Allah'ın resûl gönderdiği kavimlerin hiçbirisi, hiçbir devrede kabul etmemişlerdir. Onlara sahte peygamber, sahte resûl gibi isimler takmışlardır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de buna dahildir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de sahte Peygamber demişlerdir. İstisnası hiç görülmemiştir. Yani büyük kitle asla o resûlü kabul etmemiştir. Onların arasından küçük bir grup, azınlık o peygambere veya peygamber olmayan o resûle tâbî olmuşlardır.

Bir başka ayırım, Allahû Tealâ'nın bütün kavimlere gönderdiği resûller velî resûllerdir. Eğer aynı devirde peygamber yaşıyorsa o kavimlerden birine gönderilen resûllerden birisidir. Ama o nebî olarak görev yapar. Hem huzur namazının asaleten imamı olur hem de bütün kâinat için peygamberdir. Aynı süreç içerisinde bütün diğer kavimlerde Allah'ın resûlleri yaşamaktadır.

Allahû Tealâ'nın bu âyette şahitler adını verdiği insanlar, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e Kur'ân'ın indirildiğine inanmayan insanlardır. O şahitler hiçbir zaman Allah'ın dostu olamazlar.
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).

Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.

1. fe : o zaman, öyleyse, fakat
2. in lem tef'alû : eğer yapamazsanız
3. ve len tef'alû : ve asla yapamayacaksınız, yapamazsınız
4. fettekû (fe ittekû) : o zaman, öyleyse sakının
5. en nâre : ateş
6. elletî : ki o
7. vakûdu-hâ : onun yakıtı
8. en nâsu : insanlar
9. vel hicâratu (ve el hicâratu) : ve taşlar
10. uiddet : hazırlandı
11. lil kâfirîne (li el kâfirîne) : kâfirler için, kâfirlere
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Burada Allahû Tealâ kâfirlerden bahsediyor. Küfür ve îmân kavramında çok büyük bir yanlışlık yapılmıştır. İblis insanlara mü'min olan kişinin Allah'a inanan kişi olduğunu, kâfir olanın da Allah'a inanmayan kişi olduğunu kabul ettirmiştir. Bütün insanları Allah'tan soğutmak için, ayırmak için, ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmayı dileğini insanlara unutturmuş. Ruh insana hayat verir, ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür, ancak ölümle insan ruhu Allah'a ulaşır, dünya hayatında ruhun Allah'a ulaşması yoktur, diyerek insanların Allah'a ulaşmalarına mani oluyorlar. Bu şeytanın uydurduğu kuyruklu bir yalandır. Allahû Tealâ diyor ki:

40 / MU'MİN - 40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü'minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.

Şeytanın buradan muradı; bütün insanları Allah'ın emirlerini yapmaktan men ederek kendisiyle birlikte cehenneme götürmektir. Küfürden kurtulmak, kâfir olmaktan kurtulmak için önce kişi Allah'a ulaşmayı diler. Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin üzerine Allah rahîm esması ile tecelli eder. Enfal-29'a göre furkanlar verir. 7. furkan olarak kişinin kalbine ihbatı koyar. Kalbe ihbat girdiği zaman küfür çıkar. Böylece kişi, küfrün sahibi yani kâfir iken, kalbindeki îmânın sahibi yani mü'min olur. Allahû Tealâ buyuruyor:

45 / CÂSİYE - 23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Kâfir hüviyetinde olan, dalâlette olan insanların özellikleri kalplerinin mühürlü oluşudur. Allahû Tealâ diyor ki:

2 / BAKARA - 6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü'min olmazlar.

2 / BAKARA - 7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem'î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.

Dalâlette olanlar Allah'a ulaşmayı dilememiş olanlardır. Allah'a ulaşmayı dilemiş olsalardı küfürden kurtulacaklardı. Çünkü Allahû Tealâ kalplerinin içine îmânı koyacaktı. Bir insanın küfürden kurtulabilmesi sadece Allah'a inanmasına bağlı değildir.
وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve âmenû olup, ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amelde bulunanlar için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu müjdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her rızıklandırılışlarında “İşte bu bizim daha önce de rızıklandırıldığımız (yediğimiz) şeydir.” dediler. Ve ona (dünyadaki rızıklarına) benzer (lezzet ve nefaset bakımından çok üstünü) verilmiştir. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.

1. ve beşşir : ve müjdele
2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler
3. ve amilû : ve yaptılar
4. es sâlihâti : salih ameller, nefsi tezkiye edici
5. enne : olduğunu
6. lehum cennâtin : onlar için cennetler vardır
7. tecrî : akar
8. min tahti-hâ : onun altından
9. enhâru : nehirler
10. kullemâ : her seferinde, her defasında
11. ruzikû : rızıklandırılırlar
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. min semeretin : ürünlerden, mahsullerden, meyvelerden
14. rızkan : rızık olarak
15. kâlû : dediler
16. hâzellezî (hâzâ ellezî) : bu ki (o şey)
17. ruzık-nâ : biz rızıklandırıldık
18. min kablu : önceden, daha önce
19. ve utû : ve verildi
20. bi-hi muteşâbihan : ona benziyen, ona benzer
21. ve lehum : ve onlar için (vardır)
22. fî-hâ ezvâcun : orada eşler
23. mutahharatun : temiz olan, temiz
24. ve hum : ve onlar
25. fî-hâ hâlidûne : orada devamlı kalacak olanlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ, âmenû olmaktan ve amilüssalihattan, nefsi ıslâh edici ameller işlemekten (Gaşiye-10) bahsetmektedir. Âmenû olmak 7 safhada olgunlaşan bir meyvedir. Allah'a ulaşmayı dileyen herkes âmenû olmak şerefine ermiştir. Cenneti de mutlaka elde etmiştir. En alt kattaki cennet onlarındır (Cennet-i Aliye). Sadece Allah'a ulaşmayı diledikleri için bunu haketmişlerdir. Sonra kişi hayattaysa mutlaka mürşidine ulaşacaktır. Ulaştığı zaman âmenû olmanın ve 2. safhasına ulaşacaktır, 2. kat cennet onun olacaktır (Cennet-i Firdevs - Kehf-107). Ruhu Allah'a ulaşınca 3. kat cennetin sahibi olur (Cennet-i Huldin - Furkan-15).

Ne zaman bir insan fizik vücudunu Allah'a teslim ederse, Allah'ın bütün emirlerini mutlaka yerine getiren Allah'ın yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özellik kazanırsa âmenû olmanın 4. safhasına ulaşmıştır. Dördüncü kat cennete girecektir (Cennet-i Gurafan - Ankebut-58).

Ve kişi bundan sonra daimî zikrin sahibi olacaktır. nefsini de Allah'a teslim etmiştir. Cennetin beşinci katına girmek yetkisini kazanacaktır (Cennet-i Mehva Secde-19). Daha sonra Allahû Tealâ göğün yedi katını tek tek gösterecektir. Ve en son Sidret-ül Münteha'yı gösterdiği zaman bu kişiyi Tövbe-i Nasuh'a davet edecektir. Ve burada âmenû olmanın altıncı safhası tahakkuk edecektir. Altıncı kat cennetin sahibi olur (Naim Cenneti - Yunus-9). Kişi Allahû Tealâ'ya köle olduğu zaman, iradesini Allahû Tealâ'ya teslim ettiği zaman yedinci kademedeki cennete, en üst cennete ehil olacaktır (Adn Cenneti - Rad-23). Âmenû olması da burada yedinci kademede olgunlaşacaktır.

Ülkemizdeki 22 tane Kur'ân-ı Kerim meallerinin herbirinde nerede amilüssalihat geçmişse "iyi işler" deniyor. Oysaki amilüssalihat; nefsin kalbindeki afetleri azaltan, onların yerine ruhun faziletlerini yerleştiren Allah ismini Muzemmil-8'e göre kalbimizde ardarda tekrar etmek demektir. Bu amelin adı zikirdir, devamlı artacaktır. Arttıkça; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye ve tezkiye kademelerinde nefsin kalbi aydınlanacak, aydınlanacak, aydınlanacak ve neticede bir yerlere varacaktır.

Zikir yaptığınız zaman Allah'ın Katı'ndan rahmet fazl ve salâvât isimli, rahmetle fazl, rahmetle salâvât olarak gelen iki grup nur, üç nurdan oluşur. Bunlar zikirle evvelâ göğse gelirler, oradan yolu takip ederek nefsin kalbine ulaşırlar. açılmış olan mühür onu aşağı doğru iterler ve zülmanî kapıyı kapatırlar. Ve îmân kelimesinin etrafında faziletler toplanmaya başlarlar. Bu toplanma amilüssalihattır. Nefsi ıslâh edici ameldir. Ne zaman nefsin kalbini aydınlatan esas davranışlarda bulunursanız o zaman bilinki yaptığınız şey amülissalihattır. Nefsi islâh edici ameller işlemektir. İnsanlar zannediyorlarki namaz kılmak amilüssalihattır. Zekât vermek amilüssalihattır. Oruç tutmak amilüssalihattır. Hepsi derecat kazandırır ama amilüssalihat derecat kazandıran değil, nefsi tezkiye eden, nefsin kalbindeki afetleri temizleyen amellerdir.


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
 
bakara suresi 21.......25
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Kur`anı Kerimin Türkçe Meali-
Buraya geçin: