Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 bakara suresi 41...50

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: bakara suresi 41...50   C.tesi Ağus. 14, 2010 2:53 pm

وَآمِنُواْ بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُواْ أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ

Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.

Sizin yanınızda olanı (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur'ân'a) îmân edin ve o'nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve artık sadece Bana karşı takva sahibi olun.

1. ve âminû : ve Allah'a ulaşmayı dileyin, îmân edin
2. bi mâ : şeye
3. enzeltu : ben indirdim
4. musaddikan : tasdik eden, doğrulayan
5. li mâ : o şeyi
6. mea-kum : sizinle beraber, sizin yanınızda olan
7. ve lâ tekûnû : ve olmayın
8. evvele : evvel, ilk
9. kâfirin : kâfir, inkâr eden
10. bî-hi : onu
11. ve lâ teşterû : ve satmayın
12. bi âyâtî : âyetlerimi
13. semenen : bedel, ücret
14. kalîlen : az
15. ve iyyâ-ye : ve yalnız ben
16. fe : artık, o halde
17. ittekû-ni : bana karşı takva sahibi olun
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Tevrat, Kur'ân hükümlerinin aynını taşır. Allah'a ulaşmayı dilemek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, özellikle zikir yapmak, Allah'a teslim olmak değiştirilmemiş şekliyle Tevrat'ta da yer almaktadır. Hz. Musa ve ona tâbî olanlar Kur'ân'daki esasların aynı olan Tevrat'taki esaslara tâbî olarak ruhlarını da vechlerini de nefslerini de iradelerini de Allah'a teslim etmişlerdir.

Korkmak, sakınmak, çekinmek mânâsı takva sahibi olmanın içinde vardır. Kur'ân'da 7 safhaya ait 7 takva vardır. Fakat takva sahibi olmanın ve şirkten kurtulmanın noktası Allah'a ulaşmayı dilemektir (Rum-31). Âmenû olmak sadece inanmak değil, Allah'a ulaşmayı dilemek kavramını da içine alır.

Allahû Tealâ, İsrailoğullarının Mekke'de bulunan mensuplarına (kitap sahiplerine), bu âyette de hitap ederek, Tevrat'ı Kendisinin indirdiğini, o'nda ne varsa Kur'ân'da da aynı şeylerin olduğunu ve Tevrat'ı tasdik ettiğini, Kur'ân'a îmân etmelerini, inkâr etmemelerini emretmektedir.

Dünya üzerindeki dînlerin herbir mensubu, kendilerinin en doğru olduğunu ve başka dînlerdekilerin kendilerinin dostu olmadıklarını zannetmekle iki büyük hataya düşmektedir. Allah'ın bütün peygamberlere indirdiği mukaddes kitaplar, insanları 7 safha üzerinden Allah'a teslim eder. Ama hem İslâm'ın içinde hem de diğer dînlerde kendilerinin dışındaki bütün dînlere karşı bir husumet vardır. Şeytan dînlerin mensuplarına birbirlerine düşmanlık tohumları ekmiştir. Bütün dînlerin bir çatıda toplanmasıyla ve Allah'a teslim olma esaslarına dayalı olarak asrı saadet bütün dînler içinde yaşanacaktır.
وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz.

1. ve lâ telbisû : ve karıştırmayın, gizleyip örtmeyin
2. el hakka : hakk, gerçek
3. bi el bâtılı : bâtıl ile 4 - ve tektumû
4. ve entum : ve siz
5. ta'lemûne : biliyorsunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Bâtıl, şeytan tarafından uydurulmuş, ve büyük kitlelere kabul ettirilmiş yanlış olan şeylerdir. Hakk ise Allah'ın her mukades kitabında söylediği şeylerdir. Doğru ve yanlış, hakk ile bâtıl birbirine karıştırmamalıdır.

Asırlardan beri Kur'ân'ın ruhuna giremeden, lâfzı üzerinden yapılan eksik ve hatalı bir öğretim, bütün insanların cennet ve dünya saadetine ulaşmalarını yok etmiştir. Bundan sonra el birliğiyle bu hataların hepsini düzeltmek, doğruyu öğrenenlerin ve öğretenlerin üzerine borçtur. Allah, kitaplarıyla ve kitaplardaki delilleriyle insanlara açıklamasına ve ispat etmesine rağmen bir kısım insanlar, Allah'ın âyetlerini ve Allah'a ulaşmayı dilemeyi, ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah'a teslim olmasını inkâr ederler. Bunu yapanlar için Allahû Tealâ buyuruyorki:

2 / BAKARA - 159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

Lânete muhatap olan insan sadece kendi suçundan yargılanmaz kendi günahlarının ötesinde başka günahları da yüklenmesi söz konusudur. Bunlar başka insanları da dalâlete düşüren, Allah'ın yolundan saptıran, şeytanın uşağı olan ve insanların cehenneme gitmelerine sebep olan insanlardır. Bunu Allah'ın özellikle hidayete yönelik âyetlerini gizleyerek yaparlar. Allahû Tealâ, burada "Allah'a ulaşmayı dilemeyi, ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimini, gizlemeyin."buyurmaktadır. İslâm'ın 5 tane şartı, insanların ruhlarını, vechlerini, nefslerini, iradelerini Allah'a teslim etmelerinin ve böylece cennet ve dünya saadetini kazanmalarının vasıtalarıdır. İslâm 5 şarttan ibarettir dendiğinde vasıtalar, hedef haline getirilmiş olur. hakikatleri gizlememek, açıklamak gerekir. Bunu gizleyen insanlar omuzlarına büyük bir vebal almaktadırlar.

Allahû Tealâ, "hakkı gizlemeyin" buyurmaktadır. Hakk doğru olandır, doğru olan da Allah'a teslim olmaktır.
وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ

Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).

Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekâtı verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.

1. ve ekîmû : ve ikame edin, gereği üzere yerine getirin
2. es salâte : namaz
3. ve âtû : ve verin
4. ez zekâte : zekât
5. ve erkeû : ve rükû edin
6. mea : beraber
7. er râkiîne : rukû edenler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Rükû, namazın hükümlerinden bir tanesidir. Kişi namazda kıyamda (ayakta), başını yere koyduğunda secdede, yarıya kadar eğildiğinde rükûdadır. Allahû Tealâ burada rükû kelimesiyle namaz kılmayı kasdetmekle birlikte zekât vermeyi ve Allahû Tealâ'nın karşısında emirlere hazır olunmasını da emretmektedir.

İnsan için, rükûda bulunmak, yarıya kadar eğilmek, emre hazır olduğunun bir belirtisidir. Allahû Tealâ, Kur'ân-ı Kerim'de nerede rükû kelimesini kullandıysa, rükû edenler sadece namaz kılanlar değil, Allah'ın bütün emirleri için baş eğmiş, ikiye katlanmış olanlardır. Allah'a, Allah'ın vereceği emre hazır olduklarını belirtmiş olanlardır.

Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, zikir yapmak Allah'ın temel emirleridir ama zikir bunların başında gelir. Bugünkü şartlarda ne 32 farzda ne de 54 farzda zikir mevcuttur. Kur'ân bir bütündür. İblis bu bütünü parçalamayı başarmıştır. İblis insanların Kur'ân'daki esaslara uyarak cennet ve dünya saadetine ulaşmalarını men etmiştir. Kur'â-n-ı Kerim'in hedef aldığı cennet ve dünya saadetine ulaşmak, o insanın Allah'a ulaşmayı dilemesiyle başlar. Bu dilek yoksa insan hangi şartlar içinde olursa olsun kurtulamaz. Kişi Allah'a ulaşmayı diler, mürşidine tâbî olur ve ruhunu Allah'a ulaştırır. Bunların üçü de cennetin "olmazsa olmaz"temel şartlarıdır. Hiç kimseyi İslâm'ın 5 şartı kurtaramaz. Onun için bu âyette geçen "rükû edin" ifadesi sadece namaza, zekâta değil Allah'ın bütün emirlerine karşı rükû vaziyetinde olun, bütün emirleri kabul edip, tatbikatına başlayın mânâsındadır.
أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).

İnsanlara birr'i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da siz kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab'ı okuduğunuz halde hâlâ akıl etmiyor musunuz?

1. e : mi
2. te'murûne : emrediyorsunuz
3. en nâse : insanlar
4. bi el birri : birr'i, ebrar olmayı, maddî-manevî
5. ve tensevne : ve unutuyorsunuz
6. enfuse-kum : kendi nefsleriniz, kendiniz
7. ve entum : ve siz
8. tetlûne : okuyorsunuz
9. el kitâbe : kitap
10. e fe lâ ta'kılûne : o halde, hâlâ akıl etmiyor musunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Birr müessesesine bakıldığında insanların ikiye ayrıldığı görülür. Ebrar, birrin sahipleri olarak, füccar da bütün negatif faktörlerin sahipleri olarak geçer. Bir başka ayırım da Kur'ân-ı Kerim'de, cennete gidecek olanların ebrar, cehenneme gidecek olanların da füccar adını almasıdır.

83 / MUTAFFİFÎN - 7: Kellâ inne kitâbel fuccâri le fî siccîn(siccînin).
Hayır, muhakkak ki, füccarın (şeytanın fücuruna tâbî olan kâfirlerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette siccîndedir (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücrelerindedir).

83 / MUTAFFİFÎN - 18: Kellâ inne kitâbel ebrâri lefî illiyyîn(illiyyîne).
Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin'dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir).

Cennetin bütün katları, 3. basamaktan 28. basamağın sonuna kadar olan bütün kademeler, ebrarı ihata etmektedir. 1. ve 2. basamakta olanlar ise 7 kat cehenneme gidecek olanlardır. Allahû Tealâ'nın birr tarifi, Bakara-177'de verilmektedir:

2 / BAKARA - 177: Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi), ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s(be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn(muttekûne).
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah'a, yevm'il âhire (Allah'a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) meleklere, Kitab'a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine) yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah'a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır).

Bir kişinin kazancında 7 grup insanın hakkı vardır. Sadece zekât vermekle kalmayıp zekâtın ötesinde onlara da haklarını vermelidir. Birr, kurtuluşun bütününü ifade eden bir kelimedir. Bütün cennete gidenler ebrardır ve muhtevası takvayla oluşur. Bütün cehenneme gidenler füccardır ve muhtevası da füccurla oluşur.

91 / ŞEMS - 8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

91 / ŞEMS - 9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

Bu takvanın muhtevasında tezkiye olmak vardır. Allah'a ulaşmayı dilemek birrin başlangıcıdır. Ve 7 safha 4 teslim, birrin bütününü ihtiva eder. Böylece Şems Suresinin 8. âyeti kerimesiyle Mutaffifin 7 ile 18 arası ilişki açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ebrar, Allah'tan gelen takva standartlarına sahip olanlardır. BİRR'in emredilmesi demek takvanın emredilmesi demektir. BİRR kurtuluşa ulaştıracak bütün herşeyi içine alan bir muhtevadır.

Allahû Tealâ insanların kalplerinde bulunan ekinneti, idraki önleyen müesseseyi alır, onların kalplerine 7. basamakta idrak etmeyi sağlayan ihbat koyar. Kişinin kavramları kendisine mal etmesini sağlayan müessese ihbattır. Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ buna akıl etmek diyor:

67 / MULK - 8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67 / MULK - 9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67 / MULK - 10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Tevrat'ta olsun Kur'ân'da olsun asıl olan teslim olmaktır. Ruhun da fizik vücudun da nefsin de iradenin de Allah'a teslim edilmesi esastır.

Allahû Tealâ Kur'ân'da: "hâlâ akıl etmez misiniz?" buyurmaktadır.
وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ

Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

1. ve isteînû : ve istiane (Allah'tan özel yardım,
2. bi es sabri : sabırla
3. ve es sâlâti : ve namaz
4. ve inne-hâ : hiç şüphesiz o, muhakkak ki o
5. le : mutlaka, elbette, muhakkak
6. kebîretun : büyük, zor, ağır
7. illâ : ancak, hariç, den başka
8. alâ el hâşiîne : huşû sahiplerine
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
İstiane sabırla ve namazla yalnız Allah'tan istenebilir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurmaktadır: "Cebrail kardeşimin bana öğrettiği iki namazdan biri İSTİHARE, diğeri HACET namazıdır."

Kişi bir kararın kendisi için uygun olup olmadığını İSTİHARE namazı kılarak Allah'tan sorabilir. Bu iki rekâtlık namazda Fatiha'dan sonra Kâfirun Suresi okunur. İkinci rekâtta da Fatiha'dan sonra İhlâs Suresi okunur ve Allah'tan yapmak istenen şeyin ya da kararın uygun olup olmadığı sorulur. Eğer Allahû Tealâ beyaz veya yeşil renklerin hakim olduğu bir rüya göstermişse kararın uygun, siyah veya kırmızı renklerin olduğu bir rüya göstermişse uygun olmadığı anlaşılır.

2. namazın adı HACET namazıdır ve şöyle kılınır:
1. Rekât: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kursî
2. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu
3. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
4. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu + Allahumme Salli + Allahumme Barik + Rabbena

Ve kişi Allah'tan hacette bulunur: "Yarabbi benim mürşidim kim, bana onu göstermeni dilerim. "Dünyaya ya da manevî âleme ait birşey isteniyorsa yine hacet namazı kılınır. Allahû Tealâ "namazla"sözüyle hacet namazını ifade etmektedir. İnsanlar vardır hem Allah'a ulaşmayı dilemezler hem de hacet namazını kılarak Allah'tan devamlı mürşidlerini sorarlar. Allahû Tealâ da onlara sabırlı da olsalar mürşidlerini hiç göstermez. Bu insanlar kendi kendilerini aldatırlar: "Ben Allah'a ulaşmayı diliyorum ama Allah bana mürşidimi göstermiyor" diyerek yalan söylerler. Çünkü Allahû Tealâ buyurmaktadır:

29 / ANKEBÛT - 5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Eğer kişiler huşû sahibiyse kesin şekilde inanırlarki ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıracaklardır ve ölümden sonra da ruhları tekrar Allah'a bir defa daha geri dönecektir.

Hacet namazı kılınıpta Allah'tan sorulduğu zaman o şeye ehil olunmalıdır.

Hacet namazını kılan kişi huşû sahibiyse yani Allah'a ulaşmayı gerçekten diliyorsa ve mürşidini Allah'tan sorduysa Allah'ın o kişiye mürşidini daha ilk seferde göstermemesi mümkün değildir. İşte bu dizayn içerisinde âyet-i kerime Allah'tan istianenin nasıl istenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ve kişi huşû sahibi olmuşsa Allahû Tealâ mutlaka mutlaka mürşidini gösterecektir ve istianeyi ona ulaştıracaktır.
الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. yezunnûne : bilirler, yakîn derecesinde inanırlar
3. enne-hum : onların ..... olduğunu
4. mulâkû : mülâki olma, kavuşma, ulaşma, karşılaşma
5. rabbi-him : (onların) Rab'leri
6. ve enne-hum : ve onların ..... olduğunu
7. ileyhi râciûne : ona dönecek olanlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ mürşide ulaşmayı herkesin üzerine farz kılmıştır. Bu bir emirdir. herkes sabırla ve hacet namazını kılarak Allah'tan mürşidini istemek mecburiyetindedir. Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, Bakara-45 ve 46. ayetlerin muhtevasına girmezler. onların Allah'tan istiane istemeleri netice vermez. Allah onlara mürşidlerini göstermez. Çünkü gerçekten dilemiş olsalardı Allahû Tealâ bu talebi mutlaka o kişinin kalbinde işitecek, görecek ve bilecekti. Allahû Tealâ, mürşidi sadece huşû sahiplerine gösterir.

Allah'a ulaşmayı istemiyorsanız huşû sahibi değilsinizdir. Çünkü insanlar Allah'a ulaşmayı dilemezlerse Allah da onları kendisine ulaştırmayı dilemez. Allah hep kalbe bakar. Kalpte böyle bir talep varsa o zaman talebiniz üzerine mürşidi gösterir. Kişi huşû sahibi değilse, Allah'a ulaşacağına inanmıyorsa hiçbir zaman hacet namazı da kılmayacaktır:

5 / MÂİDE - 35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, o kişi Allahû Tealâ'dan Allah'a ulaştırmaya vesile olacak kişiyi isteyecektir. Devrin imamı vesile değildir, ulaştırandır. Ulaştırma keyfiyetini bu dünya üzerinde gerçekleştirebilen kişi sadece devrin huzur namazının imamıdır. Kim Allah'a ulaşmayı diliyorsa ve ruhunu hayattayken Allah'a ulaştıracağına mutlaka inanıyorsa o kişi huşû sahibidir ve hacet namazını kıldığı gece mutlaka Allah ona mürşidini gösterecektir.

Hacet namazının ardındaki neticeyi Bakara-46'da açıklıyor: Huşû sahipleri için mürşidlerine ulaşmak zor değildir. Allahû Tealâ onlara mürşidlerini gösterir. Huşû sahiplerinin vasfı ise ölmeden evvel ruhlarını Allah'a ulaştıracaklarına kesin şekilde inanmalarıdır.

O halde öldüğü zaman kişinin vücudundan ruh çıkmayacaktır; çünkü kişinin vücudunda ruh yoktur. Azrail (A.S)' ın görevini yapması için ruh Allah'ın katından geri gelir. Ve Azrail (A.S)'ın yardımcıları onu alır, tekrar Allah'ın katına çıkarır. Rücu kelimesi ruhun Allah'a geri dönüşüdür.
يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ

Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).

Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en'am ettiğim o ni'metimi hatırlayın. Ve muhakkak ki Ben, sizi âlemlere üstün kıldım.

1. yâ benî isrâîle : ey İsrailoğulları
2. uzkurû : zikredin, anın, hatırlayın
3. ni'metiye : ni'metimi
4. elletî : ki o (nu)
5. en'amtu : ben ni'metlendirdim
6. aleykum : sizi, size
7. ve en-nî : ve benim olduğum(u)
8. faddaltu-kum : sizi üstün kıldım
9. alâ el âlemîne : âlemlere
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allah'ın İsrailoğulları üzerindeki ni'meti Hz. Musa; Arap kavmi üzerindeki ni'meti Hz. Muhammed (S.A.V) dir. Firavun, ordusuyla Hz. Musa'yı ve onunla beraber olanları yok edeceği sırada Allahû Tealâ, firavun ve ordusunu denizde boğmuştur. Allah karşısına çıkıp gücünü ispat edene kadar kuvvetli, kendisini hep kuvvetli zanneder. Kim Allah'a karşı savaş vermişse kendisini mağlup olmaya mahkûm etmiştir.

Allahû Tealâ, İsrail kavmini Hz. Musa döneminde âlemlere üstün kılmıştır. Güçlü olan ve ordusuyla İsrail kavmini kesinlikle yok edecek olan firavuna Allah bu müsaadeyi vermemiştir. İsrail kavminin, firavundan ve onun kuvvetli zannettiği ordusundan, daha güçlü olduğunu Allah kesin şekilde ispat etmiştir.

Kim Allah'a tâbî olmuşsa Allah'ın emirlerini yerine getiriyorsa, Allah'a teslim olmuşsa o kavim mutlaka yücelmiş, yükselmiş, başka kavimlerden üstün olmuştur. Allah'ın katında inananlar her zaman inanmayanlardan üstün olmuşlardır.
وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.

1. ve ittekû : ve sakının, çekinin
2. yevmen : gün
3. lâ teczî : karşılığı ödenmez
4. nefsun : bir nefs, bir kimse
5. an nefsin : nefsten, bir kimseden
6. şey'en : bir şey
7. ve lâ yukbelu : ve kabul olunmaz
8. min-hâ : ondan
9. şefâatun : şefaat, yardım
10. ve lâ yu'hazu : ve alınmaz
11. min-hâ : ondan
12. adlun : bir adalet, bir bedel, bir fidye
13. ve lâ hum yunsarûne : ve onlara yardım olunmaz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Kıyâmet günü hiçbiriniz başka biri için bir ödemede bulunamazsınız, başkaları da sizin için bir ödemede bulunamazlar. Cezadan kurtulmanız için bir fidye, söz konusu değildir. Kim bir başkasının hidayetine sebebiyet verirse o kişinin sevaplarından hidayete ulaşmasına yardımcı olana da verilir. Kim bir başkasının dalâletine sebebiyet verirse onun günahlarından onu dalâlete düşürenin üzerine de yazılır. Ama o günahı ve sevabı kim kazanmışsa onun üzerinde onlar aynen kalır. Bu sebeple Allahû Tealâ "Hiç kimse kimsenin günahını yüklenmez."diyor. Yani bütün günahkârlar, günahlarının tamamının cezasını mutlaka çekecektir. Ama onların günahkâr olmasına sebebiyet verenler de onların günahlarından bir kısmını yüklenecektir. Kişiler, günahkâr olmasına, cehenneme gitmesine, dalâlette kalmasına sebebiyet verdikleri insanların günahlarından bir kısmını yükleneceklerdir. Kimse bir başkasının günahını yüklenemez sözü, bir kişinin günahının başkaları tarafından alınıp da o kişinin günahsız hale getirilmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Allahû Tealâ günahları affeder hatta sevaba çevirir.

Allahû Tealâ'nın mağfiret etmesi demek, kişinin günahlarını kişinin talebi üzerine Allah'ın affetmesi; devrin imamının talebi üzerine de bir defa daha affetmesi demektir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bütün sahâbeye şefaat etmiştir, onların bütün günahlarının sevaba çevrilmesini de sağlamıştır. Ama kıyâmet günü Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in bütün ümmetine şefaat edeceğine dair bir söylentiye Kur'ân-ı Kerim bu âyetle geçit vermiyor. Kıyâmet günü kimsenin şefaati kabul edilmez.

Kıyâmet günü hiç kimse kimsenin günahını yüklenemiyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in de şefaati sahâbe için dünya üzerinde tahakkuk etmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadîsinde: "Benim şefaatim dünyadadır." diyor. Ama şeytan insanlara: "Peygamber Efendimiz (S.A.V) bütün ümmetine kıyâmet günü şefaat edecek ve onların hepsini cennetine alacaktır." diyor. Şeytan bunları söyleyerek insanları Allah'ın yolundan ayırmaya çalışıyor. Allahû Tealâ da diyor ki: "İnsanların çoğu mutlaka cehenneme gidecektir."

Bu âyetle;

Kıyâmet günü Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in, ümmetine şefaat edeceği ve ümmetindeki herkesin kurtulacağı,
Allah'a kim inanıyorsa onun Allah'ın cennetine mutlaka gideceği şeklinde iki korkunç yalan görüyoruz ki bütün insanları, Allah'ın yolundan saptırmaya yeterli olmuş asırlar boyu. Bu sebeple toplumun çoğunun kurtulması mümkün değil.
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

Ve iz necceynâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).

Ve sizi firavun ailesinden kurtarmıştık ki (onlar), size kötü azap ediyorlar, oğullarınızı kesip kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. necceynâ-kum : sizi biz kurtardık
3. min âli fir'avne : firavun ailesinden
4. yesûmûne-kum : size tattırıyorlar, yapıyorlar
5. sûe : kötü
6. el azâbi : azap
7. yuzebbihûne : boğazlıyorlar, öldürüyorlar
8. ebnâe-kum : sizin oğullarınız
9. ve yestahyûne : ve sağ bırakıyorlar
10. nisâe-kum : sizin kadınlarınız
11. ve fî zâlikum : ve bunda vardır
12. belâun : belâ, imtihan
13. min rabbi-kum : sizin Rabbinizden
14. azîmun : azîm, büyük
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ'nın İsrail kavmine büyük bir imtihan yaşatması anlatılıyor. Firavun bütün İsrailoğullarından doğan erkek çocukları öldürmeye karar veriyor. Çünkü kâhinler: "Bugünlerde bir erkek çocuğu doğacak ve o peygamber, firavun kavminin başına büyük belâlar açacak. Onu hayattayken yakalayıp öldürelim." diyorlar. Allahû Tealâ vahyetmesiyle Hz. Musa'nın annesi, çocuğu sepete koyup nehre bırakıyor, sepet saraya ulaşıyor. Sarayda çocuğun masumluğu, firavunun eşini etkiliyor ve çocuğu sağ tutuyorlar. çocuğa süt anne aranıyor çünkü kimseden süt emmiyor. Annesi müracaat edince ondan sütünü emiyor. Böylece Hz. Musa, sonradan firavun olacak kişiyle beraber büyüyor.

Kur'an-ı Kerim Lafzı ve Ruhu isimli İmam İsk
وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

Ve iz faraknâ bikumul bahre fe enceynâkum ve agraknâ âle fir’avne ve entum tenzurûn(tenzurûne).

Ve sizin için denizi yarmış, böylece sizi kurtarıp firavun ailesini boğmuştuk. Ve siz de (bunu) görüyordunuz.

1. ve iz : ve olduğu zaman, olmuştu
2. faraknâ : biz ayırdık, yardık
3. bi-kum : size, sizin için
4. el bahre : deniz
5. fe : o zaman, böylece
6. enceynâ-kum : biz sizi kurtardık
7. ve agraknâ : ve biz boğduk
8. âle fir'avne : firavun ailesi
9. ve entum : ve siz
10. tenzurûne : bakıyorsunuz, görüyorsunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
İsrail kavminin denizin kenarına varması ve firavun ordusunun onları öldürmek için saldırmasıyla Allahû Tealâ, Hz. Musa'ya emriyle denizden bir yol açıyor ve deniz iki tarafa ayrılıyor. Hz. Musa ve kavmi, karşı sahile vardığı zaman onları takip eden firavun kavmi, sular altında kalıyor ve boğuluyor.


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
 
bakara suresi 41...50
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Kur`anı Kerimin Türkçe Meali-
Buraya geçin: