Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 bakara suresi 51....60

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: bakara suresi 51....60   C.tesi Ağus. 14, 2010 3:05 pm

وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِن بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ

Ve iz vâadnâ mûsâ erbaîne leyleten summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).

Ve Musa'ya (Tur dağı'nda) kırk gece (beraberlik) vaadetmiştik. Sonra siz, hemen onun ardından (Samiri'nin altından yaptığı) buzağıyı (tanrı) edindiniz. Ve siz zâlimlersiniz .

1. ve iz : ve o zaman
2. vâadnâ : biz vaadettik
3. mûsâ : Musa
4. erbaîne : kırk
5. leyleten : gece
6. summe : sonra
7. ittehaztum(u) : siz edindiniz
8. el icle : buzağı
9. min ba'di-hi : ondan sonra
10. ve entum : ve siz
11. zâlimûne : zalimler, haksızlık edenler
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Tur dağı'nda, taş levhalara Allah'ın âyetleri özel bir şekile yazılıyor ve tabletler Hz. Musa'ya teslim ediliyor. Hz. Musa tabletlerle geri döndüğü zaman kavminin, Samiri isminde birisinin, küçük, ses çıkaran altından bir buzağı heykeline tapmaya başladığını görüyor. Samiri'ye soruyorlar: " Sen bu heykeli nasıl yaptın ki ses çıkarıyor?" O da diyor ki: "Şeytan bana Cebrail (A.S)'yi gösterdi. Onun bastığı yerdeki toprağı aldım ve onunla bu altını işledim ve böyle bir ses çıkarması da onun ayağının oraya değmesi sebebiyledir."

Gerçek şu ki şeytanın zulmanî ilimleri her devirde, her zaman varolmuştur. Bugün varolduğu gibi. Şeytan, Samiri'ye bu heykeli yaptırıyor ve heykel ses çıkarınca kavim bu heykele tapmaya başlıyor. Allahû Tealâ diyor ki: "Siz böylece zalimler oldunuz, kendilerine zulmedenler oldunuz." Çünkü Allah'ı bırakıp bir buzağıya tapındıkları için Allah'ın sevgisini kaybetmişler, Allah'a asi olmuşlardı.

Allahû Tealâ, İsrail kavmini Konya Ovası kadar bir sahada tam 40 yıl dolaştırıyor. Hz. Musa dahil olmak üzere kimsenin Şeria nehri'nin öbür tarafına geçmelerine müsaade etmiyor. Onlara kudret helvası ve bıldırcından başka bir şey yedirmiyor. Cebrail (A.S) kavmin üstünde bir bulut gibi görünüyor, nerede durursa onlar da orada duruyorlar, çadırlar kuruluyor. Ve 40 yıl kavim devamlı göçebe halde dağdan dağa dolaşıyor. Kavimden sadece Hz. Harun ve sadece yola çıktıktan sonra doğanlar Şeria Nehri'nin diğer tarafına geçebilmişlerdi.

İsrail kavmi, ne zaman Allah'ın emirlerine itaat etmişse büyük yardımlar almış; ne zaman da asi olmuşsa, Allah ile olan dostluklarını kaybetmiştir.
ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُمِ مِّن بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Summe afevnâ ankum min ba’di zâlike leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Sonra sizi, bunun (buzağıyı ilâh edinmenin) ardından affettik. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.

1. summe : sonra
2. afevnâ : biz affettik
3. an-kum : sizden
4. min ba'di : sonradan
5. zâlike : bu
6. lealle-kum : umulur ki böylece siz
7. teşkurûne : şükredersiniz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Buzağı olayı İsrail kavmi için cezaların başlamasıdır. Allah'ın yolundan saptıklarının kesin delilidir. Hz. Musa'nın üzüntüsüne rağmen Allahû Tealâ onları dağdan dağa, şehirden şehire devamlı dolaştırmış ve yaptıklarının bedelini ağır bir şekilde ödetmiştir. İsrail kavmini Allahû Tealâ, buzağıyı kendilerine ilâh edinmelerine rağmen gene de affetmiştir. Allah'ın affı her zaman gelir. Allahû Tealâ tekrar Allah'ın yoluna dönmeleri için onları affediyor.

Putperestler kendi elleriyle yaptıkları taştan heykellerin kendilerine yardım edebileceğine ve onları Allah'a yaklaştıracağına inanıyorlar. Hz. İbrâhîm, halkının putlara tapmakta olmasına fena halde içerliyordu. Bir gece eline bir balyoz aldı ve o putların bulunduğu yere girerek biri hariç hepsini parça parça etti. Ertesi gün dediler ki: "Ya İbrâhîm, seni elinde balyozla görmüşler. Bütün putları kırmışsın, seni fena halde cezalandıracağız." Hz. İbrâhîm'in cevabı şöyle: "Ben mi? Ne münasebet, hiçbir zaman böyle birşey yapmadım. Ama bakın, orada en büyük putunuz duruyor, o kırmıştır muhakkak bunların hepsini." İnsanlar "O bir put nasıl kıracak ki diğerlerini?" deyince, Hz. İbrâhîm de "Siz kendiniz de itiraf ediyorsunuz ki bir taş parçasını bile kırmaya gücü yetmeyen bu taş parçasına tapıyorsunuz. Böyle bir şeye inanarak Allah'a en büyük düşmanlığı yapıyorsunuz. Allah kendisine şirk koşulmasını istemez. İkinci bir ortağın Rab olarak kabul edilmesini, O'ndan başkasına ibadet edilmesini istemez."
وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).

Ve, umulur ki siz hidayete erersiniz diye Musa (a.s)'a kitap ve furkan vermiştik.

1. ve iz âteynâ : ve biz vermiştik
2. mûsa : Musa
3. el kitâbe : kitap
4. ve : ve
5. el furkâne : furkan, hakkı bâtıldan ayırma, idrak
6. lealle-kum : umulur ki siz böylece diye
7. tehtedûne : hidayete erersiniz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allah, Hz. Musa'ya hidayete ermeleri için kitap ve furkan verdiğini söylüyor. Tevrat, hem hidayet rehberidir hem de insanların, geçmiş ve gelecek yıllarda dîne girecek hurafeleri, Tevrat'tan ayırt ederek, yoldan sapmamaları için bir furkandır. Yani doğruyu yanlıştan ayırt eden en sağlam ayıraçtır.


وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُواْ إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).

Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız'a tövbe edin. Artık nefslerinizi (birbirinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, O tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.

1. ve iz kâle : ve demişti
2. mûsâ : Musa
3. li kavmi-hi : kendi kavmine
4. yâ : ey
5. kavmi : kavmim
6. inne-kum : hiç şüphesiz siz, muhakkak ki siz
7. zalemtum : zulmettiniz
8. enfuse-kum : nefsleriniz, kendiniz
9. bi ittihâzi-kum(u) : edinmeniz ile, edinerek
10. el icle : buzağı
11. fe tûbû : artık, hemen tövbe edin
12. ilâ : ... a
13. bârii-kum : sizin yaratıcınız
14. fe uktulû : o zaman, o halde, artık öldürün
15. enfuse-kum : kendi nefsleriniz, kendi kendiniz, birbiriniz
16. zâlikum : işte bu
17. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
18. lekum : sizin için,
19. inde : yanında, katında
20. bârii-kum : sizin yaratıcınız
21. fe : böylece
22. tâbe aleykum : sizin tövbenizi kabul etti
23. inne-hu : muhakkak ki o, hiç şüphesiz o
24. huve : o
25. et tevvâbu : tövbeleri kabul eden
26. er rahîmu : rahîm olan, rahmet nuru gönderen,
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
bu âyet-i kerimenin muhtevasında Allah'ın onların üzerine kesif bir duman gönderdiği ve herkesin, etrafında kim olduğunu görmeden birbirini öldürdüğü vakıası var. Herkesin ölüm korkusunu yaşamasından sonra Allah'ın, onları yeniden dirilttiği de rivayet olunuyor.
وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

Ve iz kultum yâ mûsâ len nu’mine leke hattâ nerallâhe cehreten fe ehazetkumus sâikatu ve entum tenzurûn(tenzurûne).

Ve: “Yâ Musa! Biz, Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.” demiştiniz. Bunun üzerine sizi yıldırım yakaladı. Ve siz de (bunu) görüyordunuz.

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. kultum : siz dediniz
3. yâ : ya, ey
4. mûsâ : Musa
5. len nu'mine : biz asla inanmayız
6. leke : sana
7. hattâ : olana kadar, olmadıkça
8. nerâ : biz görürüz
9. allâhe : Allah
10. cehreten : açıkça
11. fe : o zaman, bunun üzerine
12. ehazet-kum(u) : sizi aldı, yakaladı
13. es sâikatu : yıldırım
14. ve entum : ve siz
15. tenzurûne : bakıyorsunuz, görüyorsunuz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allah'ı apaçık görmek, salâh makamının sonunda Allah'ın nasip kıldığı bir olgudur. Bunun için nefsin kalbindeki bütün afetlerin yok olması, Tövbe-i Nasuh, günahların sevaba çevrilmesi, salâh nurunun ihsanı, günahların örtülmesi kademeleri aşıldıktan sonra Allahû Tealâ, Zat'ını göstermeyi nasip kılar.

Bu kavim daha başlangıçta "Allahû Tealâ'yı apaçık göreceğiz ya da inanmayız." diyorlar. Zamanımızda birçok âlim, Allah'ın görülemeyeceğini, kendileri görmedikleri için kimsenin de göremeyeceğini zannetmektedir. Sanki Allahû Tealâ onlardan müsaade alacakmış gibi Allahû Tealâ "Ben görülmem." demez. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Allah'ı defalarca kalp gözüyle gördüğü kesinleşmiş durumdadır. Miraca çıktığı zaman ruhu vücuduna örtü olmuştur. Ruhunun baş gözleriyle Allahû Tealâ'yı görmüştür. Hz. Musa başlangıçta Allah'ı baş gözleriyle görmek istemiştir. Ancak Allahû Tealâ baş gözüyle kimsenin Allah'ı göremeyeceğini söylemiştir. Bunu da dağa tecelli ederek ispatlamıştır. Allahû Tealâ dağa tecelli edip de dağ yok olunca, Hz. Musa baş gözüyle Allah'ı görmekten vazgeçmiştir. Allahû Tealâ ondan sonra Kendisini kalp gözüyle Hz. Musa'ya göstermiştir. Kalp gözünün çalışma hassası basardır. Aşağıdaki âyetler Allah'ın kalp gözüyle görüleceğini ispat etmektedir:

2 / BAKARA - 140: Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm (as.), İsmail (as.), İshak (as.), Yakup (as.) ve torunları yahudi veya hristiyan'dılar ” mı diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından verilen, onun yanındaki şahitliği gizleyen kimseden daha zalim kim vardır? Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir.

43 / ZUHRÛF - 86: Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onların, O'ndan (Allah'tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk'a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk'ı) bilirler.

50 / KAF - 37: İnne fî zâlike le zikrâ li men kâne lehu kalbun ev elkâs sem’a ve huve şehîdun.
Muhakkak ki bunda kalpleri olan ve ilka edilenleri işitebilen ve (kalp gözleri ile Allah'a) şahit olan kişiler için mutlaka ibret vardır.

7 / A'RÂF - 206: İnnellezîne inde rabbike lâ yestekbirûne an ibadetihî ve yusebbihûnehu ve lehu yescudûn(yescudûne). (SECDE ÂYETİ)
Muhakkak ki Allah'ın katında olanlar (huzur namazı kılanlar), O'na ibadet etmekten kibirlenmezler. Ve O'nu tesbih ederler. Ve O'na secde ederler.

Allah'ın evliyalarından Yunus, Erzurumlu İbrâhîm Hakkı, Hoca Ahmed Yesevi, Eşref Rumî, Mevlâna Celâleddîn Rumî ve her devrin Kutbu Azamı, Allah'ı gördüklerini açık ve kesin bir şekilde anlatmaktadırlar. Allahû Tealâ, Allah gösterirse görülür. Kişi ne zaman salâh makamının 5. ve 6. kademelerine ulaşabilirse, Allah'a kul olmanın bütün safhalarını aşar da Allah'a iradesini de teslim ederse, o zaman Allah'ın Zat'ını da görmeyi haketmiş olur. Allah'ın Zat'ının görülmesi, Allah nasip kılarsa ancak bu şartlarda mümkündür.
ثُمَّ بَعَثْنَاكُم مِّن بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Summe beasnâkum min ba’di mevtikum leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Sonra umulur ki böylece siz şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik.

1. summe : sonra
2. beasnâ-kum : sizi dirilttik
3. min : den
4. ba'di : sonra, daha sonra
5. mevti-kum : sizin ölümünüz
6. lealle-kum : umulur ki böylece siz, belki siz
7. teşkurûne : şükredersiniz
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Yahudi kavminin "Allah'ı görmeden inanmayız" demeleriyle Allahû Tealâ yıldırımları göndermiştir. Ve insanları bu yıldırımlar öldürmüştür. İsrail kavmi için bu tip olaylar hep cereyan etmiştir. Allahû Tealâ dilediği zaman insanı öldürür, dilediği zaman tekrar diriltir. Kıyâmetten sonra zaman geriye, herkesin yaşadığı günlere döndüğünde herkes dirilmiş olacaktır. Bu olay öldükten sonra dirilmedir. Allahû Tealâ bu dirilmenin bir eşini, kıyâmetten önce yahudi kavmi için gerçekleştirmiştir. ve Lut kavmini yıldırımlarla öldürmüş, sonra da şükretmeleri için tekrar diriltmiştir.
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Ve zallelnâ aleykumul gamâme ve enzelnâ aleykumul menne ves selvâ kulû min tayyibâti mâ razaknâkum ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).

Ve bulutu sizin üstünüze gölgeledik. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onlar, bize zulmetmediler, fakat onlar, kendi nefslerine zulmediyorlardı.

1. ve : ve
2. zallelnâ : gölgeledik, gölge yaptık
3. aleykum : sizin üzerinize
4. el gamâme : bulut
5. ve : ve
6. enzel-nâ : biz indirdik
7. aleykum : sizin üzerinize
8. el menne : kudret helvası
9. ve : ve
10. es selvâ : bıldırcın
11. kulû : yeyin
12. min : den
13. tayyibâti : temiz olanlar, helâl olanlar
14. mâ : şey(ler)
15. razaknâ-kum : sizi rızıklandırdık
16. ve : ve
17. mâ zalemû-nâ : bize zulmetmediler
18. ve : ve
19. lâkin : lâkin, fakat
20. kânû : oldular
21. enfuse-hum : kendi nefsleri, kendileri
22. yazlimûne : zulmediyorlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ Maide (sofra) Suresinde, Hz. İsa'nın sofra istediği ve Allah'ın onlara ni'metlerini indirdiğini anlatır. İsrail kavmine ise 40 yıl süre ile Allah onların yiyeceklerini kudret helvası ve bıldırcın olarak göklerden indirmiş, hepsini doyurmuştur.

Allahû Tealâ'nın Kur'ân da onları devamlı kudret helvasıyla, bıldırcın yemeğe mahkûm ettiğini, bu sebeple onların soğan ve sarımsak yemek istediklerini buyurmaktadır. Allahû Tealâ hangi ihsanda bulunursa bulunsun, arkasından büyük isyan olayıyla karşılaşmaktayız.

İnsanların hepsi, yaradılış itibariyle bir yaratıktır ve bir kul olarak Allah'a ne bir iyilikte ne de kötülükte bulunma imkânının sahibi değillerdir. Allah, Yaratan'dır. İnsanların O'na şu veya bu şekilde bir zarar vermeleri ya da fayda sağlamaları mümkün değildir. Ama Allah'ın emirlerini yerine getirmek, insana büyük mutluluklar sağlayabilir, hem cennet hem dünya saadetinin sahibi kılabilir.
وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُواْ هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُواْ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُواْ الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُواْ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ

Ve iz kulnâdhulû hâzihil karyete fe kulû minhâ haysu şi’tum ragaden vedhulûl bâbe succeden ve kûlû hıttatun nagfir lekum hatâyâkum ve senezîdul muhsinîn(muhsinîne).

Ve o zaman demiştik ki: “Bu kasabaya girin, böylece onun (ni'metlerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Kapıdan secde ederek girin ve “hıtta” (günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz) deyin. Biz de sizin hatalarınızı mağfiret edelim (günahlarnızı sevaba çevirelim). Ve muhsinlere (ni'metlerimizi) artıracağız.”

1. ve : ve
2. iz : olmuştu, olduğu zaman
3. kulnâ : dedik
4. udhulû : girin
5. hâzihi : bu
6. el karyete : karye (kasabadan küçük yerleşim birimi)
7. fe : artık, böylece
8. kulû : yeyin
9. min-hâ : ondan, oradan
10. haysu : yer (mekân)
11. şi'tum : dilediniz
12. ragaden : bol bol
13. ve : ve
14. udhulû : girin
15. el bâbe : kapı
16. succeden : secde ederek
17. ve : ve
18. kûlû : deyin, söyleyin
19. hıttatun : hıtta, günahların bağışlanmasını
20. nagfir : biz bağışlarız, biz bağışlayalım
21. lekum : sizin için, size
22. hatâyâ-kum : sizin hatalarınız
23. ve : ve
24. se-nezîdu : artıracağız
25. el muhsinîne : muhsinler, ahsen olanlar (fizik vücudunu teslim edenler)
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Mağfiret, iki kanatlı bir olaydır. Ne zaman bir insan mürşidine ulaşırsa, onun önünde diz çöküp tövbe ederse, Allahû Tealâ'dan günahlarının affını dilerse, mürşid de onun günahlarının affını dilerse (ki işlemler otomatik olarak gerçekleşir) o zaman mağfiret, tövbe eden açısından da ettiren açısından da karşımıza iki kanatlı bir simge olarak çıkar. Birinci kanatta tövbe edenin mağfiret talebinin kabulü vardır. İkinci kanatta tövbe ettirenin, tövbe edenin mağfiretiyle ilişkili talebi vardır. İki tarafın da mağfiret talebi birleşir ve böylece Allah, o kişinin günahlarını birinci mağfiret sebebiyle affetmiş, ikinci mağfiret sebebiyle de sevaba çevirmiş olur. Yani bir defa daha affederek sıfırlanmış olan günahları sevaba çevirmiş olur.

Furkan suresinin 70, Mu'min Suresinin 7 ve Nisa Suresinin 64. âyet-i kerimelerindeki mağfiret, iki kanatlı bir mağfirettir, günahların sevaba çevrilmesidir.

25 / FURKÂN - 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

40 / MU'MİN - 7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!”

4 / NİSÂ - 64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl'ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Bakara-58'de tek taraflı bir mağfiret vardır. Burada bir mürşid ya da peygamber önünde tövbe yoktur. Sadece kapıdan girerken günahların affını talep etmek, Allah'tan mağfiret talebi vardır. Bu, Hz. Musa'nın önünde yapılan bir tövbe değildir. Burada Allahû Tealâ mağfiret kelimesini kullanarak, Lut kavminde kasabanın kapısından girerken "hıtta" diyenlerin, günahların affını talep edenlerin günahlarını affetmiş ve tek taraflı bir mağfiret uygulanmıştır.
فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوْلاً غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجْزاً مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ

Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).

Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, fıska düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten korkunç bir azap indirdik.

1. fe : o zaman, fakat, sonra
2. beddele : değiştirdi
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. zalemû : zulmettiler
5. kavlen : söz
6. gayre : başka
7. ellezî : ki o
8. kîle : söylendi
9. lehum : onlara
10. fe : o zaman, bunun üzerine
11. enzelnâ : biz indirdik
12. alâ : üzerine
13. ellezîne : o kimseler, onlar
14. zalemû : zulmettiler
15. riczen : korkunç azap, habis azap (taun
16. min : den
17. es semâi : sema, gök
18. bi- mâ : sebebiyle, dolayısıyla
19. kânû : oldular
20. yefsukûne : fıska düşüyorlar, îmândan sonra küfre düşüyorlar
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ burada insanların Allah'ın emrini yerine getirmemeleri ve Hz. Musa'ya da güvenmemeleri sebebiyle fısktan bahsetmektedir. Güvenselerdi, Allah'ın emirlerini mutlak yerine getirmek isteyen Hz. Musa'ya ve Allah'a mutlak itaat edeceklerdi. Secde edip kapıdan girerken hittadiyeceklerdi. Ama secde etmeyerek ve hitta demeyerek isyan ettiler.

İrşad makamından şüpheye düşmek, onun Allah ile olan iyi ilişkilerini hiçe saymak, onlar Hz. Musa'ya tâbî oldukları zaman Allah'ın kalplerine yazdığı îmân kelimesini Allah'ın kalplerinden almasına sebep olmuştur. Böyle bir dizaynda kalplerine küfür kelimesi yazılan bu insanlar, mü'min olduktan sonra tekrar küfre döndükleri için Allahû Tealâ onları fıskta kabul etmektedir.

Doğumlarından Allah'a ulaşmayı dileyene kadar bütün insanlar küfürdedir, dalâlettedir, fısktadır. Fakat ne zamanki ruhu Allah'a ulaşırsa kalbine îmân kelimesi yazılır. Bundan sonra kişi yoldan çıkarsa tekrar küfre, dalâlete döner, tekrar fıska döner. O zaman Allahû Tealâ onların üzerine gökten bir azap indirdiğini söylemektedir.

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).

Ve Musa (a.s), kavmi için su istemişti. Bunun üzerine: “Asânla taşa (kayaya) vur.” dedik. Böylece ondan (kayadan) on iki pınar fışkırdı. İnsanların hepsi kendi içeceği yeri (pınarını) bilmiğti. Allah'ın rızkından yeyin, için ve sakın azıp yeryüzünde fesat çıkaranlar olmayın.

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zaman
2. isteskâ : suya kavuşmayı istedi
3. mûsâ : Musa
4. li kavmi-hî : kendi kavmi için
5. fe : o zaman, böylece
6. kulnâ : biz dedik, söyledik
7. idrib : vur
8. bi asâ-ke : senin asan ile
9. el hacere : taş, kaya
10. fe : o zaman, böylece
11. infeceret : fışkırdı
12. min-hu : ondan
13. isnetâ aşrete : 12
14. aynen : göz, pınar, kaynak
15. kad : oldu, olmuştu
16. alîme : bildi
17. kullu : bütün hepsi
18. unâsin : insanlar
19. meşrebe-hum : onların içeceği yer, kendi içecekleri yer
20. kulû : yeyin, yeyiniz
21. ve işrebû : ve için, içiniz
22. min rızkıllâhi (rızkı allâhi) : Allah'ın rızkından
23. ve lâ ta'sev : ve haddi aşmayın, azmayın, asi
24. fî el ardı : yeryüzünde
25. mufsidîne : fesat çıkaranlar (fesat çıkarıcı kimseler)
AÇIKLAMA

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ Hz. Musa'ya verdiği bir güzellikten bahsetmektedir. Hz. Musa su talep etmiş Allahû Tealâ, Hz. Musa'nın bir mucizeye sebebiyet vermesini sağlamıştır. Ve Hz. Musa, elindeki asa ile kayaya vurunca on iki tane pınar fışkırmıştır.

Asi olmakla, fesat çıkarmak aynı standartlardadır. Yeryüzünde fesat çıkaranlar Allah'ın emirlerine asi olanlardır. Allahû Tealâ her an yardımcıdır, inananlara hep mucizeleriyle ihsanlarda bulunur.

Allah'ın iradesi vardır: İlâhî İrade
Allah'ın sünnetullahı vardır: Küllî İrade
İnsanların iradesi vardır: cüz'i İrade
Üç grup irade, Kur'ân-ı Kerim'in esasını teşkil eder. kayadan pınarlar çıkması, İlâhî İrade'nin mahsülüdür.




Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
 
bakara suresi 51....60
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ İMAN VE İSLAM ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Kur`anı Kerimin Türkçe Meali-
Buraya geçin: