Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 hayatı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: hayatı   Paz Haz. 06, 2010 12:01 pm

ÎMAM ŞAFİÎ, HAYATI, YAŞADIĞI ÇAĞ




(150-204 H. / 767-820 M.)


8- Neden Şafiî´yi Öne Aldık?


Bu yıl, sizinle etüd için, îmam Şafiî´yi seçtik. Dersimize onunla baş&shy;ladık- Zîrâ Şafiî´nin fıkhı, İslâm fıkhım en parlak ve en olgun devrinde en mükemmel bir surette temsîl etmektedir. O, re´y ehli fıkhı ile Hadîs ehli (Bağdad fıkhı ile Hicaz fıkhı) arasını âdil ölçülerle birleştirmektedir. Şafiî, fıkıhta re´y kaidelerini tesbit etmiş, Kıyas ölçülerini koymuş bir fakihtir. Aynı zamanda Sünneti zabt ve tesbit etmeğe çalışan, bu iş için Ölçüler ve mikyaslar koyan ilk hadîsci fakîhtir. Kitap ve Sünneti anlama&shy;nın yollarını aydınlatan, nâsih ve mensûhu beyan eden odur. Giriştiği bu iğlerle, vaz´ettiği usûl-ü fıkıh ile hüküm istinbâü için sabit esaslar kur&shy;muş, tahric yoluyla hüküm çıkarma usûlünü vaz´etmiştir. Onun nasslar-dan hüküm alma usûlünü etüd eden kimse, îslâm fıkhını, gelişmiş ve ol&shy;gunlaşmış, esasları aydınlanmış, çığırı düzelmiş bir halde incelemiş olur.

İmam Şafiî´yi ve fıkhını etüd eden kimse, bu araştırmayı yaparken Hicaz fıkhına, onların bahis usûllerine de temas eder. Çünkü o, hicret yurdunun imamı, çağında Hicaz´ın en büyük üstadı olan îmam Mâlik´ten ders aldı. Yine bu inceleme isinde Irak ehlinin fıkhına da temas eder. Çünkü îmam Şafiî, onların kitaplarını okudu, Hanefî fıkıh kitaplarını derleyen Muhammed b. Hasan´la görüştü; ondan ders aldı ve onların arasında yaşadı; onlarla münazara ve münakaşalar yaptı; mücâdele edip uğraştı. Mücâdele yapan kimseye, mücâdele yaptığı kimselerden bâzı şey&shy;ler geçer. Onların tutumundan, düşünce tarzından bir şeyler alır. Nasıl ki, harb yapan kimse, karşısındaki düşmanın tutumuna, plânlarına göre ha&shy;reket eder, ondan bir şey alıp faydalanır. Fikirler insanlara, dostlardan olduğu gibi düşmanlardan da geçer. Hanhelîlerden birtaJumı, bâzı dinsiz&shy;lere cevap vermeğe koyulmuşlardı. Muhaliflerinin bâza görüşleri, düşünce&shy;lerin geçişi yoluyla, farkına varmaksızın kendilerine geçtiğini sezdiler... îşte Şafiî de böylece, her iki taraftan da bâza şeyler almış oldu. Re´y ve Hadîs taraftarlarından faydalandı. Bu bakımdan Şafiî´yi incelemek, îs&shy;lâm fıkhını, gelişme, olgunlaşma çağında en üstün derecesine çıkarken her yönden onu incelemek demektir.

Bunların üzerine ilâve olarak Şafiî, Usûl-ü Fıkhın da va´zıdır. Nass-Iardan hüküm çıkarmanın, istinbât ilminin umumî esaslarını ve usûlünü o kurmuştur. Onu etüd etmek, usûl-ü fıkhı incelemek ve öğrenmek de&shy;mektir. Böylece usûl-ü fıkhın sınırlan çiz´1!^ kendine mahsûs bir yer al&shy;mağa başladığı görülür. Fer´î mes´elelerden ve onun genel kayıdlanndan ayrılır. Bu incelemenin kendine mahsus meyveleri ve faydalan vardır. Çünkü bu füru´ mes´eleleri ve hükümlerini inceleme ilminden ayn, bam&shy;başka bir ilim tarihinin etüdü demektir.

îmam Şafiî, mezhebinin usûlünü ve içtihadının yönlerini toplayan kitaplar te´lif etmiş ve yazmıştır. Böylece o, bu çığın ilk açmış demektir. Aynı zamanda bu yolu gösteren işaretleri koyarak, incelemelerde bulun&shy;mak isteyenlerin yoluna da ışık tutmuş, yollarını aydınlatmıştır.

Biz bu araştırmamızda îmanı Şafiî´nin yetişmesini, kültürünü, üstad-lannı, talebelerini inceleyeceğiz. Bütün bunlar onun hayatını etüd etmek demektir. Bundan sonra onun yaşadığı çağı, fıkhını, kitaplannı inceleye&shy;ceğiz. Kitaplarım nasıl te´lif ettiğini, onlardaki kültür derecesini araştı&shy;racağız. Daha sonra umûmî olarak istinbât ve hüküm çıkarmak için vaz´&shy;ettiği usûlleri inceleyeceğiz. Mezhebini vaz´ederken tuttuğu sistemi, onun derli toplu görüşlerini etüd edeceğiz. Sonra da mezhebini ve yayılmasını, gelişip genişlemesi sebeplerini araştıracağız. [1]


9- Doğumu Ve Soyu:


Rivayetlerin çoğuna göre îmâm-ı Şafiî Suriye´de (Filistin´de) Gaz-ze´de doğdu. Fukahâ tarihçilerinin ve Tabakât yazarlanmn büyük bir ço&shy;ğunluğunun görüşleri bunda birleşiktir. Fakat, çoğunluğun benimsediği bu rivayetin yanısıra onun Askalân´da doğduğunu söyleyenler de vardır. Askalân, Gazze´den üç fersah uzaktadır. Hattâ Suriye´den Yemen´e atla&shy;yarak onun Yemen´de doğduğunu söyleyenler bile olmuştur[2]. Fakat ekseriyet bunlardan doğru olanı seçip almıştır. Bâzıları bu üç rivayetin arası&shy;nı şöyle birleştirmek ister: O Yemen´de doğmuştur, demekten maksat, Yemenlilerin bir mahallesinde doğmuş demektir. O Askalân´da ve Gaz-ze´de yetişti. Askalân´da Yemenli kabileler ve Yemen soyundan olanlar vardır. Bu itibarla Yemenliler arasında doğmuş demektir. Yâkût Hamevî der ki: "Eğer o rivayet doğru ise, bu tarzda anlamak bence güzel bir te´vildir."

Bütün rivayetler onun 150 yılında doğduğunda ittifak eder. Aym se&shy;nede îmam-ı A´zam Ebû Hanîfe vefat etmiştir. Hattâ bâzıları Ebû Hanî-fe´nin öldüğü gece Şafiî´nin doğduğunu söylerler. Bu, halk tarafından; bir imam öldü, aynı gece de diğer bir imam doğdu, tarzında söylenmiş bir sözden başka bir şey değildir. Bundan ne fazilet çıkar?

Nesebine gelince, fıkıh tarihini yazanların çoğunun benimsediği riva&shy;yete göre o, Kureyş ve Muttalib kabilesinden olan bir babadan doğmuş&shy;tur. Çoğunluk onun soyunu şöyle tesbît eder: Abdi Menâf oğlu, Muttalib oğlu, Hâşim oğlu, Abdi Yezid oğlu, Ubeyd oğlu, Sâib oğlu, Şâfi´ oğlu, Os&shy;man oğlu, Abbas oğlu, İdris oğlu Muhammed´dir. Soyu, Hz. Peygamber´le Abd-i Menâf da birleşmektedir.

Şafiî´nin nesebinin vardığı Muttaîib, Abdi Menâfin dört oğlunun bi&shy;ridir. Onlar da şunlardır: Muttalib, Hâşim, Emevîlerin atası olan Abdi Şems, Cübeyr b. Mut´im´in atası Nevfel. Bu Muttalib, Hazret-i Peygam-ber´in Atası Hâşinı´in kardeşi oğlu Abdulmuttalib´i büyütüp yetiştirmiş&shy;tir. Muttalib oğulları ile Hâşim oğullan beraber olup bir taraf idiler. Câ-hiliyet zamanında Abdi Şems oğulları yâni Emevîler onlara karşı idiler. Bunun İslâmiyet devrinde iki işte eseri görülmüştür:

1- Kureyşîiler Hz. Peygaraber´e ve akrabasından onun tarafını tu&shy;tanlara boykot ilân edince, Muttalib oğulları Peygamber´in yardımına koştular. Bu işte Müslüman olan da, olmıyan da beraberdi. Peygamber´in yanında ezâ ve cefaya katlanmağı kabul ettiler.

2- Hz. Peygamber: Ganimet taksimine dâir olan âyet-i kerîme&shy;de zilkurbâye ayrılan hisseden Muttalib oğullarına da pay ayırdı. Abdi Şems oğullarına, Nevfel oğullarına böyle bir pay ayırmadı.

Cübeyr b. Mut´im rivayet ediyor: "Hz. Peygamber Hayber´den alınan ganimetten Zevilkurbâ hissesinden Benî Hâşim´e ve Benî Muttalib´e pay verince ben ve Osman b. Affân Hz. Peygamber´e gittik. Ben dedim ki: Yâ Resûla´llâh, bunlar Benî Hâşim´den aenin kardeşlerin. Onların fazileti in&shy;kâr olunamaz. Allâhu Teâlâ Seni onlardan kıldı. Ancak Sen Abdü´l-Mutta-lib oğullarına pay verdin, bizi bıraktın. Biz onlarla aynı derecedeyiz."

Hz. Peygamber cevaben: "Onlar, hem câhiliyette, hem de Islâmiyet-te bizden hiçbir vakit ayrılmadılar. Hâşim oğulları, Muttalib oğulları hep bir şeydir." buyurdular ve sonra da iki elini birbirine kilitlediler[3].

Nesebi hakkında Cumhur´un benimsediği budur. Fakat Şafiî´ye karşı olan bâzı Mâliki ve Hanefî Mezhebi mutaassıbı arı, mezhebler arasında taassub fikrinin nefret derecesinde hüküm sürdüğü devirlerde, Şafiî´nin soy itibariyle Kureyş olmayıp, kölelik vön;:.ıvlen Kureyş olduğunu iddia ettiler. Çünkü atası Şafiî, Ebû Leheb´in kölesi imiş. Hz. Ömer onu Kureyş kölelerine katmamış. Ömer´den sonra Osman onu bunlara katmış. Bu çü&shy;rük bir iddiadır. Bu, Şafiî´nin soyu hakkında kendisinin söylediklerine uymaz. Onun söylediklerini çağında hiçbir kimse yalanlamadı. Mevsuk râviler nesebi hakkındaki sözleri ondan naklettiler; kitaplar bunu birbi&shy;rinden alarak böylece yazdı. Bu haber her tarafa böyle yayıldı. Meşhur olan bir habere aykırı birşey ileri sürenler dâvalarını isbât edecek kuvvet&shy;li bir delil, sağlam bir sened getirmelidirler. Halbuki bunların elinde böy&shy;le bir şey yok[4].



10- Soyu Hakkında Söylenenler:


Anası ise Ezd kabîlesindendir; Kureyşten değildir. Şafiî´ye taraf&shy;tarlıkta ileri gidenlerden bâzıları, onun Kureyşten, Hz. Ali sülâlesinden olduğunu ileri sürer. Doğrusu, Fahrürrâzî onun Kureyşten olması riva&shy;yetini şaz bulur, icmâa muhalif görür. Bu konuda şöyle der: "Şafiî´nin annesi tarafından nesebi hususunda iki kavil vardır: Birincisi, Hâkim Ebû Abdullah Hâfız´m rivayeti olup ?ki bu şazdır? Şafiî´nin annesi Fâtıma bint-i Abdullah b. Hüseyin b. Hasan b. Ali b. ebî Talib´dir. İkin&shy;cisi meşhur olan rivayettir ki, o da Ezd kabilesinden olduğudur."

Soyu hakkında Şafiî´nin lisânından naklolunan rivayetlerin hepsin&shy;de anasının Ezd kabilesinden olduğu kendi lisâniyle tasrih edilmektedir. Bunun üzerinde icmâ vardır. Şafiî´nin babasının soyu, anasının lüzum&shy;suz bir surette Kureyşten olduğunu iddiadan onu müstağni kılar. [5]



11- Gazze´den Mekke´ye Göçen Yoksul Blr Âîlenin Çocuğu:


Yukarıda beyan ettiklerimizden görülüyor ki, Şafiî Kureyştendir. Kendisi Filistin´e sığınmış fakir bir aileden yetişti. Yemenlilerin yaşadık&shy;ları semtte oturdu. Şafiî´den naklolunan müteaddit rivayetler gösteriyor ki, babası, o henüz küçükken vefat etmiştir. Şerefli nesebi zayi´ olmasın diye annesi onu alıp Mekke´ye götürmüştür.

Yâkût Hamevî, Mu´cemül-Üdebâ´da Şafiî´nin şöyle bir rivayetini nakleder; demiş ki: "Ben 150 senesinde Gazze´de doğdum, iki yaşında iken Mekke´ye götürüldüm." Kendisinden Mekke´ye on yaşında iken var&shy;dığı da rivayet olunur. Hatîb Bağdadî, Tarih-i Bağdad´da, Şafiî´ye ulaşan bir senedle der ki, Şafiî şöyle demiş: "Yemen´de doğdum, anam, soyumun gaybe uğramasından korktu ve bana: Kabilene katıl ki, sen de onlar gibi olasın. Çünkü ben nesebinin kayıb olmasından korkarım, dedi ´v©️ beni Mekke´ye götürdü. Mekke´ye geldiğimde ben on yaşlarında idim. Akra&shy;bamdan birinin yanında kaldım ve ilim öğrenmeğe bağladım." Şüphe yok ki zahirde bu ikisi arasında tearuz vardır. Bunların arasım şöyle bulmak; mümkündür: Filistin´de kabilesinin yaşadığı yer ile Mekke arasında gelip giderdi. Akrabalariyle tanışıp sülâlesine intisâb etmek üzere ilk gidişi iki yaşında iken idi. Sonra on yaşma gelince onların kültürü ile yetişmek ve artık »aralarında kalmak üzere gitti, orada yaşadı ve onlara karıştı. Bun&shy;dan sonra artık yoksul bir fakir yaşayış içinde yaşadığında bütün haber&shy;ler birleşiyorlar. Demek Şafiî, zamanının en şerefli bir soyu olan ve asırlar boyunca böyle devam edecek olan yüksek ve şanlı bir soydan doğdu. _ Fakat büyüyünceye kadar yoksulluk içinde yaşadı. Şerefli bir soydan olan bir kişinin yoksulluk içinde yetişmesi, engeller ortadan kalkar ve kaideden ayrılmış olmazsa, onu olgunlaştım-, güzel ahlâk sahibi yapar, iyi´ yola sevk eder. ´Çünkü yüksek ve şerefli bir soydan oluşu onu daha kü&shy;çük yaştan itibaren büyük işlere yöneltir, küçük işlerden uzaklaştırır. A1-? çak şeylere tenezzül etmez. Yoksulluğa bir de zillet katmaz. Kügtik dü-i sürücü şeylere yaklaşmaz. Yoksulluk hissetinden, ihtiyaç zilletinden kur-11 tulmak için büyük bir himmet ve celâdetle şerefli mevkilere koşar. Bun&shy;dan başka onun soyunun şerefli olması dâvasını güderek böyle fakr u, zaruret içinde yetişmesi, onu insanların içine karışarak onların duyduklarını duymağa sevk eder. Her tabakadan türlü insanlarla temas eder, onların iç âlemlerine muttali´ olur; ne gibi duygularla, düşüncelerle dolu olduklarını öğrenir. Bu ise toplumla ilgili işlerle alâkadar olan, onların muamelelerini bir düzene koymak isteyen kimse için bilinmesi zarurî iş&shy;lerdendir. Çünkü şeriatı yorumlamakta, onun hakikatlerini meydana çı&shy;karmada, onun ölçülerini açıklamada araştırıcı bunlardan faydalanır.

Rivayet olunduğuna göre İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe´nin talebesi Mu-hammed b. Hasan Şeybânî elbise boyacılarına gider, onların muameleleri&shy;ni, aralarında câri usulü sorup öğrenirdi. Bunu sormaktan maksadı, in&shy;sanların ahvâline ve âdetlere taallûk eden bir meselede vermiş olduğu hükmün, şeriatın usûl ve hükümlerinin, bir asla muhalif olmamak şartiy-le, o âdetlere daha yakın ve uygun olmasını sağlamaktı. Şafiî´nin, soyu&shy;nun şerefli oimasiyle beraber böyle yoksulluk içinde yetişmesi onu öyle olgunlaştırdı ki, kendisini üstün tutup muamelelerinde halktan uzaklaş&shy;madı. Fakat avam gibi ibtizâle de düşmedi; halkın nazarında küçümse&shy;necek şeylerden sakındı. Soyunun şerefi vardı, fakirliğinin de temiz bir değeri oldu. Bunların her ikisini birarada
ÎMAM ŞAFİÎ, HAYATI, YAŞADIĞI ÇAĞ




(150-204 H. / 767-820 M.)


8- Neden Şafiî´yi Öne Aldık?


Bu yıl, sizinle etüd için, îmam Şafiî´yi seçtik. Dersimize onunla baş&shy;ladık- Zîrâ Şafiî´nin fıkhı, İslâm fıkhım en parlak ve en olgun devrinde en mükemmel bir surette temsîl etmektedir. O, re´y ehli fıkhı ile Hadîs ehli (Bağdad fıkhı ile Hicaz fıkhı) arasını âdil ölçülerle birleştirmektedir. Şafiî, fıkıhta re´y kaidelerini tesbit etmiş, Kıyas ölçülerini koymuş bir fakihtir. Aynı zamanda Sünneti zabt ve tesbit etmeğe çalışan, bu iş için Ölçüler ve mikyaslar koyan ilk hadîsci fakîhtir. Kitap ve Sünneti anlama&shy;nın yollarını aydınlatan, nâsih ve mensûhu beyan eden odur. Giriştiği bu iğlerle, vaz´ettiği usûl-ü fıkıh ile hüküm istinbâü için sabit esaslar kur&shy;muş, tahric yoluyla hüküm çıkarma usûlünü vaz´etmiştir. Onun nasslar-dan hüküm alma usûlünü etüd eden kimse, îslâm fıkhını, gelişmiş ve ol&shy;gunlaşmış, esasları aydınlanmış, çığırı düzelmiş bir halde incelemiş olur.

İmam Şafiî´yi ve fıkhını etüd eden kimse, bu araştırmayı yaparken Hicaz fıkhına, onların bahis usûllerine de temas eder. Çünkü o, hicret yurdunun imamı, çağında Hicaz´ın en büyük üstadı olan îmam Mâlik´ten ders aldı. Yine bu inceleme isinde Irak ehlinin fıkhına da temas eder. Çünkü îmam Şafiî, onların kitaplarını okudu, Hanefî fıkıh kitaplarını derleyen Muhammed b. Hasan´la görüştü; ondan ders aldı ve onların arasında yaşadı; onlarla münazara ve münakaşalar yaptı; mücâdele edip uğraştı. Mücâdele yapan kimseye, mücâdele yaptığı kimselerden bâzı şey&shy;ler geçer. Onların tutumundan, düşünce tarzından bir şeyler alır. Nasıl ki, harb yapan kimse, karşısındaki düşmanın tutumuna, plânlarına göre ha&shy;reket eder, ondan bir şey alıp faydalanır. Fikirler insanlara, dostlardan olduğu gibi düşmanlardan da geçer. Hanhelîlerden birtaJumı, bâzı dinsiz&shy;lere cevap vermeğe koyulmuşlardı. Muhaliflerinin bâza görüşleri, düşünce&shy;lerin geçişi yoluyla, farkına varmaksızın kendilerine geçtiğini sezdiler... îşte Şafiî de böylece, her iki taraftan da bâza şeyler almış oldu. Re´y ve Hadîs taraftarlarından faydalandı. Bu bakımdan Şafiî´yi incelemek, îs&shy;lâm fıkhını, gelişme, olgunlaşma çağında en üstün derecesine çıkarken her yönden onu incelemek demektir.

Bunların üzerine ilâve olarak Şafiî, Usûl-ü Fıkhın da va´zıdır. Nass-Iardan hüküm çıkarmanın, istinbât ilminin umumî esaslarını ve usûlünü o kurmuştur. Onu etüd etmek, usûl-ü fıkhı incelemek ve öğrenmek de&shy;mektir. Böylece usûl-ü fıkhın sınırlan çiz´1!^ kendine mahsûs bir yer al&shy;mağa başladığı görülür. Fer´î mes´elelerden ve onun genel kayıdlanndan ayrılır. Bu incelemenin kendine mahsus meyveleri ve faydalan vardır. Çünkü bu füru´ mes´eleleri ve hükümlerini inceleme ilminden ayn, bam&shy;başka bir ilim tarihinin etüdü demektir.

îmam Şafiî, mezhebinin usûlünü ve içtihadının yönlerini toplayan kitaplar te´lif etmiş ve yazmıştır. Böylece o, bu çığın ilk açmış demektir. Aynı zamanda bu yolu gösteren işaretleri koyarak, incelemelerde bulun&shy;mak isteyenlerin yoluna da ışık tutmuş, yollarını aydınlatmıştır.

Biz bu araştırmamızda îmanı Şafiî´nin yetişmesini, kültürünü, üstad-lannı, talebelerini inceleyeceğiz. Bütün bunlar onun hayatını etüd etmek demektir. Bundan sonra onun yaşadığı çağı, fıkhını, kitaplannı inceleye&shy;ceğiz. Kitaplarım nasıl te´lif ettiğini, onlardaki kültür derecesini araştı&shy;racağız. Daha sonra umûmî olarak istinbât ve hüküm çıkarmak için vaz´&shy;ettiği usûlleri inceleyeceğiz. Mezhebini vaz´ederken tuttuğu sistemi, onun derli toplu görüşlerini etüd edeceğiz. Sonra da mezhebini ve yayılmasını, gelişip genişlemesi sebeplerini araştıracağız. [1]


9- Doğumu Ve Soyu:


Rivayetlerin çoğuna göre îmâm-ı Şafiî Suriye´de (Filistin´de) Gaz-ze´de doğdu. Fukahâ tarihçilerinin ve Tabakât yazarlanmn büyük bir ço&shy;ğunluğunun görüşleri bunda birleşiktir. Fakat, çoğunluğun benimsediği bu rivayetin yanısıra onun Askalân´da doğduğunu söyleyenler de vardır. Askalân, Gazze´den üç fersah uzaktadır. Hattâ Suriye´den Yemen´e atla&shy;yarak onun Yemen´de doğduğunu söyleyenler bile olmuştur[2]. Fakat ekseriyet bunlardan doğru olanı seçip almıştır. Bâzıları bu üç rivayetin arası&shy;nı şöyle birleştirmek ister: O Yemen´de doğmuştur, demekten maksat, Yemenlilerin bir mahallesinde doğmuş demektir. O Askalân´da ve Gaz-ze´de yetişti. Askalân´da Yemenli kabileler ve Yemen soyundan olanlar vardır. Bu itibarla Yemenliler arasında doğmuş demektir. Yâkût Hamevî der ki: "Eğer o rivayet doğru ise, bu tarzda anlamak bence güzel bir te´vildir."

Bütün rivayetler onun 150 yılında doğduğunda ittifak eder. Aym se&shy;nede îmam-ı A´zam Ebû Hanîfe vefat etmiştir. Hattâ bâzıları Ebû Hanî-fe´nin öldüğü gece Şafiî´nin doğduğunu söylerler. Bu, halk tarafından; bir imam öldü, aynı gece de diğer bir imam doğdu, tarzında söylenmiş bir sözden başka bir şey değildir. Bundan ne fazilet çıkar?

Nesebine gelince, fıkıh tarihini yazanların çoğunun benimsediği riva&shy;yete göre o, Kureyş ve Muttalib kabilesinden olan bir babadan doğmuş&shy;tur. Çoğunluk onun soyunu şöyle tesbît eder: Abdi Menâf oğlu, Muttalib oğlu, Hâşim oğlu, Abdi Yezid oğlu, Ubeyd oğlu, Sâib oğlu, Şâfi´ oğlu, Os&shy;man oğlu, Abbas oğlu, İdris oğlu Muhammed´dir. Soyu, Hz. Peygamber´le Abd-i Menâf da birleşmektedir.

Şafiî´nin nesebinin vardığı Muttaîib, Abdi Menâfin dört oğlunun bi&shy;ridir. Onlar da şunlardır: Muttalib, Hâşim, Emevîlerin atası olan Abdi Şems, Cübeyr b. Mut´im´in atası Nevfel. Bu Muttalib, Hazret-i Peygam-ber´in Atası Hâşinı´in kardeşi oğlu Abdulmuttalib´i büyütüp yetiştirmiş&shy;tir. Muttalib oğulları ile Hâşim oğullan beraber olup bir taraf idiler. Câ-hiliyet zamanında Abdi Şems oğulları yâni Emevîler onlara karşı idiler. Bunun İslâmiyet devrinde iki işte eseri görülmüştür:

1- Kureyşîiler Hz. Peygaraber´e ve akrabasından onun tarafını tu&shy;tanlara boykot ilân edince, Muttalib oğulları Peygamber´in yardımına koştular. Bu işte Müslüman olan da, olmıyan da beraberdi. Peygamber´in yanında ezâ ve cefaya katlanmağı kabul ettiler.

2- Hz. Peygamber: Ganimet taksimine dâir olan âyet-i kerîme&shy;de zilkurbâye ayrılan hisseden Muttalib oğullarına da pay ayırdı. Abdi Şems oğullarına, Nevfel oğullarına böyle bir pay ayırmadı.

Cübeyr b. Mut´im rivayet ediyor: "Hz. Peygamber Hayber´den alınan ganimetten Zevilkurbâ hissesinden Benî Hâşim´e ve Benî Muttalib´e pay verince ben ve Osman b. Affân Hz. Peygamber´e gittik. Ben dedim ki: Yâ Resûla´llâh, bunlar Benî Hâşim´den aenin kardeşlerin. Onların fazileti in&shy;kâr olunamaz. Allâhu Teâlâ Seni onlardan kıldı. Ancak Sen Abdü´l-Mutta-lib oğullarına pay verdin, bizi bıraktın. Biz onlarla aynı derecedeyiz."

Hz. Peygamber cevaben: "Onlar, hem câhiliyette, hem de Islâmiyet-te bizden hiçbir vakit ayrılmadılar. Hâşim oğulları, Muttalib oğulları hep bir şeydir." buyurdular ve sonra da iki elini birbirine kilitlediler[3].

Nesebi hakkında Cumhur´un benimsediği budur. Fakat Şafiî´ye karşı olan bâzı Mâliki ve Hanefî Mezhebi mutaassıbı arı, mezhebler arasında taassub fikrinin nefret derecesinde hüküm sürdüğü devirlerde, Şafiî´nin soy itibariyle Kureyş olmayıp, kölelik vön;:.ıvlen Kureyş olduğunu iddia ettiler. Çünkü atası Şafiî, Ebû Leheb´in kölesi imiş. Hz. Ömer onu Kureyş kölelerine katmamış. Ömer´den sonra Osman onu bunlara katmış. Bu çü&shy;rük bir iddiadır. Bu, Şafiî´nin soyu hakkında kendisinin söylediklerine uymaz. Onun söylediklerini çağında hiçbir kimse yalanlamadı. Mevsuk râviler nesebi hakkındaki sözleri ondan naklettiler; kitaplar bunu birbi&shy;rinden alarak böylece yazdı. Bu haber her tarafa böyle yayıldı. Meşhur olan bir habere aykırı birşey ileri sürenler dâvalarını isbât edecek kuvvet&shy;li bir delil, sağlam bir sened getirmelidirler. Halbuki bunların elinde böy&shy;le bir şey yok[4].



10- Soyu Hakkında Söylenenler:


Anası ise Ezd kabîlesindendir; Kureyşten değildir. Şafiî´ye taraf&shy;tarlıkta ileri gidenlerden bâzıları, onun Kureyşten, Hz. Ali sülâlesinden olduğunu ileri sürer. Doğrusu, Fahrürrâzî onun Kureyşten olması riva&shy;yetini şaz bulur, icmâa muhalif görür. Bu konuda şöyle der: "Şafiî´nin annesi tarafından nesebi hususunda iki kavil vardır: Birincisi, Hâkim Ebû Abdullah Hâfız´m rivayeti olup ?ki bu şazdır? Şafiî´nin annesi Fâtıma bint-i Abdullah b. Hüseyin b. Hasan b. Ali b. ebî Talib´dir. İkin&shy;cisi meşhur olan rivayettir ki, o da Ezd kabilesinden olduğudur."

Soyu hakkında Şafiî´nin lisânından naklolunan rivayetlerin hepsin&shy;de anasının Ezd kabilesinden olduğu kendi lisâniyle tasrih edilmektedir. Bunun üzerinde icmâ vardır. Şafiî´nin babasının soyu, anasının lüzum&shy;suz bir surette Kureyşten olduğunu iddiadan onu müstağni kılar. [5]



11- Gazze´den Mekke´ye Göçen Yoksul Blr Âîlenin Çocuğu:


Yukarıda beyan ettiklerimizden görülüyor ki, Şafiî Kureyştendir. Kendisi Filistin´e sığınmış fakir bir aileden yetişti. Yemenlilerin yaşadık&shy;ları semtte oturdu. Şafiî´den naklolunan müteaddit rivayetler gösteriyor ki, babası, o henüz küçükken vefat etmiştir. Şerefli nesebi zayi´ olmasın diye annesi onu alıp Mekke´ye götürmüştür.

Yâkût Hamevî, Mu´cemül-Üdebâ´da Şafiî´nin şöyle bir rivayetini nakleder; demiş ki: "Ben 150 senesinde Gazze´de doğdum, iki yaşında iken Mekke´ye götürüldüm." Kendisinden Mekke´ye on yaşında iken var&shy;dığı da rivayet olunur. Hatîb Bağdadî, Tarih-i Bağdad´da, Şafiî´ye ulaşan bir senedle der ki, Şafiî şöyle demiş: "Yemen´de doğdum, anam, soyumun gaybe uğramasından korktu ve bana: Kabilene katıl ki, sen de onlar gibi olasın. Çünkü ben nesebinin kayıb olmasından korkarım, dedi ´v©️ beni Mekke´ye götürdü. Mekke´ye geldiğimde ben on yaşlarında idim. Akra&shy;bamdan birinin yanında kaldım ve ilim öğrenmeğe bağladım." Şüphe yok ki zahirde bu ikisi arasında tearuz vardır. Bunların arasım şöyle bulmak; mümkündür: Filistin´de kabilesinin yaşadığı yer ile Mekke arasında gelip giderdi. Akrabalariyle tanışıp sülâlesine intisâb etmek üzere ilk gidişi iki yaşında iken idi. Sonra on yaşma gelince onların kültürü ile yetişmek ve artık »aralarında kalmak üzere gitti, orada yaşadı ve onlara karıştı. Bun&shy;dan sonra artık yoksul bir fakir yaşayış içinde yaşadığında bütün haber&shy;ler birleşiyorlar. Demek Şafiî, zamanının en şerefli bir soyu olan ve asırlar boyunca böyle devam edecek olan yüksek ve şanlı bir soydan doğdu. _ Fakat büyüyünceye kadar yoksulluk içinde yaşadı. Şerefli bir soydan olan bir kişinin yoksulluk içinde yetişmesi, engeller ortadan kalkar ve kaideden ayrılmış olmazsa, onu olgunlaştım-, güzel ahlâk sahibi yapar, iyi´ yola sevk eder. ´Çünkü yüksek ve şerefli bir soydan oluşu onu daha kü&shy;çük yaştan itibaren büyük işlere yöneltir, küçük işlerden uzaklaştırır. A1-? çak şeylere tenezzül etmez. Yoksulluğa bir de zillet katmaz. Kügtik dü-i sürücü şeylere yaklaşmaz. Yoksulluk hissetinden, ihtiyaç zilletinden kur-11 tulmak için büyük bir himmet ve celâdetle şerefli mevkilere koşar. Bun&shy;dan başka onun soyunun şerefli olması dâvasını güderek böyle fakr u, zaruret içinde yetişmesi, onu insanların içine karışarak onların duyduklarını duymağa sevk eder. Her tabakadan türlü insanlarla temas eder, onların iç âlemlerine muttali´ olur; ne gibi duygularla, düşüncelerle dolu olduklarını öğrenir. Bu ise toplumla ilgili işlerle alâkadar olan, onların muamelelerini bir düzene koymak isteyen kimse için bilinmesi zarurî iş&shy;lerdendir. Çünkü şeriatı yorumlamakta, onun hakikatlerini meydana çı&shy;karmada, onun ölçülerini açıklamada araştırıcı bunlardan faydalanır.

Rivayet olunduğuna göre İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe´nin talebesi Mu-hammed b. Hasan Şeybânî elbise boyacılarına gider, onların muameleleri&shy;ni, aralarında câri usulü sorup öğrenirdi. Bunu sormaktan maksadı, in&shy;sanların ahvâline ve âdetlere taallûk eden bir meselede vermiş olduğu hükmün, şeriatın usûl ve hükümlerinin, bir asla muhalif olmamak şartiy-le, o âdetlere daha yakın ve uygun olmasını sağlamaktı. Şafiî´nin, soyu&shy;nun şerefli oimasiyle beraber böyle yoksulluk içinde yetişmesi onu öyle olgunlaştırdı ki, kendisini üstün tutup muamelelerinde halktan uzaklaş&shy;madı. Fakat avam gibi ibtizâle de düşmedi; halkın nazarında küçümse&shy;necek şeylerden sakındı. Soyunun şerefi vardı, fakirliğinin de temiz bir değeri oldu. Bunların her ikisini birarada
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
taha
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 105

Kişi sayfası
imam şamil: 12
MesajKonu: Geri: hayatı   Paz Haz. 20, 2010 8:43 am

teşekürler


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://site.mynet.com/imam_samil2008/
 
hayatı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» jeff hayatı
» Hayley Williams
» SPEEDY CAR WASH - OTO YIKAMA

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ HAYATÜSSAHABE ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: İmamı Şafii (r.a)-
Buraya geçin: