Magarula

SİTEMİZE ÜYE OLARAK
1) yorum yazabilir,
2) haber gönderebilir,
3) üye listesine erişebilir,
4) diğer üyelerle yazışabilir,
5) forumlara katılabilir,
6) günlük yaratabilir,
7) ve daha pak çok özeliklerden faydalanabirsiniz,
Magarula forum hayırlı günler diler sevgi ve sagılarımızla
BARKALA
Magarula

MagarulaHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 28

 
AnasayfaAnasayfa  *PORTAL**PORTAL*  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  GaleriGaleri  
"Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.* Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)

Paylaş | 
 

 Aleviler neden CHP'ye oy verir?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 997

Kişi sayfası
imam şamil: 1
MesajKonu: Aleviler neden CHP'ye oy verir?   Çarş. Kas. 23, 2011 6:52 pm

Aleviler neden CHP'ye oy verir?
20 Kasım 2009 Cuma 08:21
Onur Öymen'e rağmen Aleviler'in adresi yine de CHP.. Neden AK Parti değil? Bejan Matur sorunun bam teline bastı.

Aleviler CHP'nin sadık seçmenleri.. 1920'li ve 30'lu yıllarda yaşananlar ve Onur Öymen'in sözleri bile bu ilişkişi sarsamadı. İşte bu aşk-nefret ilişkisini Bejan Matur Zaman'daki köşesinde yazdı..

Yazar Matur, alevilerin sünni muhafazakarlığa duyduğu güvensizliğin çok eskilere dayandığı görüşünde.. Atatürk'ün aleviler gözünde Hz. Ali gibi görüldüğünü belirtiyor. İşte Bejan Matur'un Bize yakışmaz-2 başlıklı yazısı:

'Benim babam kırk yıldır Cumhuriyet okur, hayatı boyunca CHP'ye oy vermiştir' cümlesiyle başlayan yazımın başlığı 'Bize yakışmaz'dı.
'Bize yakışmaz' diyen babamdı; CHP'nin ve modern Cumhuriyet'in sadık bir destekçisi olarak Alevilerin neden liberal de olsa sağ kökenli bir partiye gidemeyeceğini anlatıyordu. Evet özellikle Kürt Alevilerin dünyasında solla özdeşleşmiş partilere yönelmek neredeyse genetik bir ahlak kodu ve başka eğilimler zinhar hoş karşılanmaz.

Aslında başka eğilimi yeşertecek bir iklim de yok. Katliam hikâyeleriyle büyümüş ve kendi katlinin her daim bir ihtimal olduğunu düşünen Aleviler, bir varlık yokluk meselesi gibi gördükleri siyaseti, merkeze eklemlenerek yürütebiliyorlar ancak.

Merkez modern ve ileri olduğundan (!) kendilerini en iyi orada ifade edeceklerine inanıyorlar. Batılılaşma ideali Alevilere görece bir yaşama alanı vaat ediyor çünkü. Ama o idealin altında ezilen değerlerin ne olduğu ve hayatımızdan neleri eksilttiği hiçbir biçimde sorgulanmıyor.

Babamın çocukluğunda gördüğü bir sahne var; Kılık Kıyafet Kanunu'nun uygulandığı ilk yıllarda jandarma köyleri basarak, köydeki yaşlı erkeklerin sakallarını ve uzun saçlarını zorla kesiyor. Babam, köydeki yaşlıların kaçarak ormana, çalıların arasına, mağaralara sığındığını hatırlıyor. Bir çalının dibinde titreyerek, askerin köyden gitmesini bekleyen yaşlı bir adam için sakalı onurudur. Başındaki sarık, ayağındaki şalvar haysiyetidir. Bunlar yaşandı. Cumhuriyet'in yarattığı travma bu ülkede sadece dindar Sünnileri değil, geleneğine bağlı olan bütün toplulukları etkiledi. Bunun en hazin örneği Dersim'dir.

Dersim'de yaşananları bir isyan, bastırma yöntemini meşru görenlerin zihninde gelenek, terk edilmesi gerekendir çünkü. Geçmişi hatırlatandan kurtularak ancak yeni değerler üretilebilir. Dersim'i bugün dahi meşru göstermeye çalışanların argümanları bu yönde. Kürt-Aleviler açısından CHP ile kurdukları bağı anlamaya çalışanlar şunu gözden kaçırmamalılar; Kızılbaş denilen Kürt Aleviler için en az Kerbela kadar işlenen bir zulüm motifi Yavuz'un Alevilere uyguladığı politikalardır. Murat Paşa'nın başını keserek kuyulara attığı söylenen kırk bin Alevi'nin hikâyesi kuşaktan kuşağa aktarılır. Cumhuriyet tedrisatının bu anlatıyı yeniden dolaşıma koyduğu da gözden kaçırılmamalı. O tedrisatın neticesinde Cumhuriyet, Alevilerin zulümden kurtulmasının sembolü oldu. Atatürk'e bütün cemevlerinde Hz. Ali'nin de üzerinde yer veren anlayışın kaynağı budur. Kurtarıcıdır çünkü. Yavuz'un zulmünü sona erdirendir. Dersim'de olduğu gibi hunharca katletse de, ortak bir gelecek ihtimali hepsini peşinden sürükler. Alevilerin oldukça trajik denilecek bu seçimi aslında hedeflenen değerlerin, gelecek projesinin vaat ettikleriyle ilgili.

Kimileri bunu Stockholm sendromu olarak açıklıyor, kimileri katiline âşık olmak olarak. Kendi katiline sığınma neticesini doğuran hüzünlü bir tarih bu. Türkiye'de trajik kavramına hakkını verecek bir kesim aranacaksa bu ne Kürtler ne de Türk Alevilerdir; Türkiye'de trajiğin konusu her ikisinin kesişme noktasında duran Kürt Alevilerdir. Statükoyla kurdukları ilişkiyi, bedel ödeyerek yaşamaları bunu kanıtlıyor. Dersim'le başlayan, Maraş'la, Sivas'la, Gazi olayları ile süren katliamların kurbanı olmak sadece görünür olan.

Aleviler kendilerini katletmiş Cumhuriyet'e ve CHP'ye sadakatle bağlanırken orada ne buldular? Osmanlı'nın Alevilerden esirgediği bir yaşama alanını, Cumhuriyet onlara sundu diye düşünüyorlar belli ki. Köy enstitüleriyle somutluk kazanan Anadolu aydınlanmasını Cumhuriyet Aleviler üzerinden yürüttü. Evet zahmetliydi. Acımasızdı. Bütün modernleştirme projelerinde olduğu gibi gayri insaniydi. Ama Aleviler açısından Sünni muhafazakârlığa yönelik güvensizlik duygusu kökleri Yezid'e kadar giden bir vakadır. Bilinçaltında bu güvensizliği her daim tazeleyen kodlar durduğu sürece de bu devam edecek.


Kaynak : http://www.internethaber.com/


Kahr Olsun Sefil Esaret Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm
İMAM ŞAMİL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://magarula.forum.st
dağlı
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 112

Kişi sayfası
imam şamil: 12
MesajKonu: Geri: Aleviler neden CHP'ye oy verir?   Çarş. Kas. 23, 2011 7:01 pm

Chp nin aldığı oyun son seçimlerde 7 milyon 300 bin kadar olduğunu ve bunun yaklaşık 1 milyonluk kısmının DSP oyu olduğunu biliyoruz... öte yandan tahminen Türkiye de Oy veren 7 Milyon civarında Alevinin olduğu söylenmekte.. bu durumda kalan 6 Milyonluk Chp nin oyunun çok büyük bir kısmı tahminen 5 Milyonluk bir kısmı tahminen alevilere ait olmaktadır ... hemen kızmayın .. bu bir gerçek .. ve hani bi eleştiri falan da değil .. sadece bir tesbit ve bu tesbitin nedenlerini sorgulamak .. özellikle alevi kökenli arkadaşların fikirlerini duymak isterim bu konuda .. hani nasıl bir yakınlık hisettikleri konusunda ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ispirbeykoop.forumdizini.com/forum.htm
xelat
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 21

MesajKonu: Geri: Aleviler neden CHP'ye oy verir?   Çarş. Kas. 23, 2011 7:05 pm

dersim konusunda blmediğiniz çok şey var, dersim bir kale, dersim başkaldırış, dersim isyan, ve sadece cumhuriyet tarihinde değil osmanlı'da da neler neler yapılmış biliyor musunuz?

osmanlı resmen dersim'i dışlamış, dersim'e ambargolar, sürekli kelle uçurmalar osmanlı döneminde sürekli var, arşivler açılırken bunları da görmemiz mümkün olacak mı, ey osmanlıcılar....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dersimli
Misafir
avatar


MesajKonu: Dersim üzerine "yara"lı tezler!   Çarş. Kas. 23, 2011 7:23 pm

Dersim üzerine "yara"lı tezler!

Kazım Gündoğan / BirGün

12 Haziran 2011 milletvekili seçim süreci ve sonuçları çok tartışıldı. Öyle zannediyorum ki, üzerine en çok yazılan ve konuşulan seçim bölgesi de Dersim olmuştur.

Dersim’in tarihsel, toplumsal, kültürel ve siyasal sorunları bilimsel olarak çözümlenemediği ve çözülmediği için her güncel sorunla birlikte yeniden tartışılmaktadır.

Seçim sonrası yapılan tartışmalara ve yazılanlara bakıldığında yeni bir soru gündeme gelmektedir.

Şeriatçı Osmanlı için “sorun”; “katli vacip Kızılbaş”.

Irkçı Kemalist Cumhuriyet için “sorun”; “kesilip atılması gereken çıban”.

Şeriatçı ve ırkçı zihniyeti anlamak mümkün…

Yeni soru şudur: Acaba Dersim, Kürt Ulusal Hareketi içinde mi “sorun” olacak?

Dersim seçim sonuçları nedeniyle “yara”, “kara yara”, “katillerine aşık” “ ihanet”, vb tanımlamalara bakılırsa Dersim, milliyetçi ve İslamcı Kürtler için bir “sorun”a dönüşecek ya da dönüştürülecek gibi görünüyor. Bu konuda henüz bir tespit yapmaktan ve bir tez olarak ortaya koymaktan imtina ediyorum. Ancak bu sorunun sorulması ve üzerinde etraflıca tartışılmasını da gerekli görüyorum.

Bu soruyu sormama neden olan Demokratik Kürt Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen, Avrupa’da yayınlanan Yeni Özgür Politika gazetesinde, Dersim seçim sonuçları üzerine yazılanlar ve bazı Kürt politikacılarının “Dersim ihanetini unutmayacağız” söylemleri oldu.

Yukarıdaki tanımlamalar Yeni Özgür Politika gazetesi yazarlarından Ahmet Kahraman ve Esra Çiftçi’ye ait. Bu yazıları okuduktan sonra süreci takip etmeye çalıştım. Demokratik Kürt Hareketi bu yanlış ve tehlikeli zihniyete karşı bir tavır alır diye bekledim. Ne yazık ki, bu yazının kaleme alındığı saatlere kadar bir tavır alındığını göremedim.

Demokratik Kürt Hareketi’nden bazı dostlarımla söz konusu yazılar ve söylemler üzerine konuştuğumda “tasvip etmedik”lerini ve “yanlış bulduk”larını belirttiler. Ancak bu onların kişisel görüşüydü. Oysa böylesi önemli bir konuda kurumsal bir tavır alınması gerekiyordu…

A.Kahraman ve E.Çiftçi’nin “yara”lı tezlerini okuduğumda Kemalist Türk milliyetçilerinin Dersim hakkındaki “çıban”lı tezleri aklıma düştü. Ürperdim… Çevreme kulak kabarttım, duydum ki pek çok kişide benzer bir algı oluşmuş.

Dersim’i bir “yara” olarak gören anlayışın meseleye gerçekçi ve bilimsel bakamadıkları, demokratik davranamadıkları, kendisi gibi düşünmeyeni “hain” gören ilkel milliyetçi damardan beslendiklerini söylemek yanlış olmaz.

Demokratik, gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşım, sorunu bir olgu olarak tespit eder. Devamında da tarihsel, toplumsal, kültürel ve siyasal açılardan analiz ederek sentezini üretir. Oysa her iki yazarda da böyle bir yaklaşım görmek mümkün değil. Tam tersine ortaya çıkan sonuçları sadece öznel dünyalarında yarattıkları siyasal hedeflerle örtüşüp örtüşmediğine bakarak yargılıyor ve “Stockholm Sendromu” gibi hazır şablonlarla bir halkı, bir toplumu “hain” “celladına aşık” veya “yara” olarak mahkum edebiliyorlar.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u Dersim halkından, bir milletvekilli seçecek yeterlilikte oy desteği almayı başaramadı. Bu bir sonuç... Ve elbette üzücü…

Bu sonuca iki açıdan bakılabilir.

Birincisi; Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u, doğru, uygulanabilir politikalar ve yöntemlerle halkın aklını ve yüreğini kazanamadığı için kaybetti. Bu tablonun bir yanı ve politik öznelerinin kendini sorgulamasını gerektirir.

İkincisi; Halk resmi ideolojinin etkisine açık ve düzen partileri halkı aldattı. Dolayısıyla halk “ulusal kimliği” yerine “inanç kimliği”ni tercih etti. Bu da tablonun diğer yanı ve politik öznelerin halkın gerçekliğini sorgulamasını gerektirir.

Bakıldığı yere bağlı olarak farklı sonuçlar çıkarılabilir. Bana kalırsa daha başka nedenlerle birlikte her iki açıdan bakış tablonun bütününü ortaya çıkarabilir.

Elbette her yerde olduğu gibi Dersimde yaşayan halk da hem etnik bakımdan, hem inanç bakımından, hem de sınıfsal ve siyasal bakımdan homojen değildir. Önemle vurgulamak gerekir ki; Dersim toplumunu homojen gören, tezlerini buna göre oluşturmaya çalışan anlayış, yanılgılardan ve yanlışlardan kurtulamaz.

Dersim üzerine düşünmek ve yazmak isteyen herkesin, şimdiye kadar oluşturdukları parçalı algılarını ve “resmi görüş”lerini bir yana bırakarak, “bildikleri”ni yeniden sorgulayarak, ortaya çıkan yeni verilerle düşünce oluşturmalarında yarar vardır.

Sözgelimi, yakın zamana kadar neredeyse herkes, 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananları “isyan” olarak tanımlıyordu. Neden? Çünkü birileri öyle yazmıştı ve bizler de o yazılanları hiç sorgulamadan mutlak doğru olarak ezberlemiştik. Ne zaman ki, yaşananları inceleyip yaşayanlara sorular sorduk o zaman nesnel gerçeği görmeye başladık ve “doğru”larımız yanlış olmaya başladı.

2004 yılından beri Dersim’e dair yaptığımız sözlü ve görüntülü tarih çalışmaları sürecinde biz de bazı “doğrularımız”ın yanlış olduğunu gördük. Vardığımız sonuçları değişik ortamlarda dostlarımızla paylaşırken (2006 yılında) Dersim’de bir isyanın olmadığını, planlı bir katliam olduğunu söylediğimizde bazı çevrelerin tepkileriyle de karşılaştık. Ortaya çıkan yeni tablo kabul görmüyordu. Sanki “Dersim İsyanı”na ihanet ediliyor gibi algılanmıştı. Ancak bir süre sonra bu konuya dair alan araştırmaları çoğaldı. Yeni bilgiler ve belgeler ürüne dönüştü. Böylelikle birkaç yıl içinde birçok çevre “mutlak doğru”sundan vazgeçerek Dersim’de yaşananlara “isyan değilmiş” demeye başladı. Bu önemli bir gelişmeydi. Ancak 70 yıllık “mutlak doğru”dan nasıl bu kadar kolay vazgeçildiğine de şaşırdım.

Yeniden konuya dönersek; milyonlarca Kürt BDP’ye ya da Blok adaylarına oy vermedi. Neden onlar “hain” veya “katillerine aşık” ilan edilmiyor? Seçim sonrası gördük ki, Hopalılar, onlara “eşkıya” diyerek hakaret eden, bombalayan ve öldüren AKP ve Başbakan R. Tayip Erdoğan’a en yüksek oyu verdi. Neden kimse “katillerine aşık” gibi beylik laflar etmiyor? Peki, konu Dersim olunca neden başka türlü düşünülüyor ve başka misyonlar yükleniliyor? Anlaşılıyor ki, Dersim sadece egemenler için değil, ezilenler ve demokrasi güçleri açısından değişik nedenleri olan ve çözümlenmemiş bir “sorun “dur...

Bu durumun sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Öznel dünyamızdaki Dersim ile nesnel gerçeklikteki Dersim’in aynı olmadığı açıkça görülmektedir. Dersim efsaneleri, Dersim güzellemelerinden vazgeçerek özgünlükleri olmakla birlikte, tarihsel ve toplumsal gerçekliğin bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerekir. Dersim’in nesnel gerçekliği bilinmediği ve görülmediği için çoğunlukla yanlış değerlendirmeler yapılmakta ve yanlış misyonlar yüklenilmektedir. Kâh kahraman, kah hain…

Her şeyin ve her sürecin birden çok bileşeni, her sonucun onlarca nedeni vardır.

Esra Çiftçi yazısında, “Hiçbir neden o utancı benim nazarımda gölgeleyemez…” (Özgür Politika 16 Haziran 2011) derken, bilimsel düşünüşün ve sorgulamanın başlangıcı olan soru sormayı ortadan kaldırıyor. Bir yerde “neden” sorusu yoksa orada bilimsellik yoktur. Olaylar ve olgular bilimsel bir düşünüş zemininde, doğru sorularla çözümlenemezse doğru sonuçlara varmak mümkün olmaz. E. Çiftçi’nin “yara”lı tezlerinin böylesi bir anti bilimsel düşünüşün ürünü olduğunu düşünüyorum…(Esra’nın milliyetçi olabileceğini düşünmek istemiyorum!)

E. Çiftçi “yaram” derken, A. Kahraman “kara yara” diyor “Kürdistan’da Yeni Süreç ve Dersim Yarası” başlıklı, 14.06.2011 tarihli yazısında. Halka tepeden bakan, horlayan ve yargılayan bir yerde durmaktadır A. Kahraman. Kendisi gibi düşünmeyeni “hain”, Kürt olmayanı “düşman” görecek kadar da milliyetçi ve tekçi…

A. Kahraman devamla “Babasının katili, anasının tecavüzcüsüne aşık, efendisine tapınan köle ruhlular, yıllardan beri 'Pirus zaferine' hazırlanıyorlardı” diyor.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na oy vermeyen bütün Dersimlileri “Babasının katili, anasının tecavüzcüsüne aşık,” ilan etmek büyük bir haksızlık ve vicdansızlık olur. Ayrıca bu tehlikeli düşünüş ve ruh hali halklar arasında dostluğa, kardeşliğe hizmet etmediği gibi Demokratik Kürt Hareketi’ne zarar veren bir anlayıştır.

A. Kahraman, Dersim’i homojen bir Kürt toplumu varsayıyor. Bu büyük bir yanılgıdır. ‘Ben Kürt değilim’ diyen herkese ‘hayır sen Kürtsün’ dayatmasında bulunuyor. Tıpkı Kemalist Devletin, yıllarca Kürtlere “siz Türksünüz” dayatması gibi...

A. Kahraman’ın milliyetçi ve anti demokratik düşünüşü onu, Alevi-Kızılbaş toplumunu ve sorunlarını anlamaktan alıkoymaktadır. Sünni-Şafi İslam’ın penceresinden bakmaktadır...

Bir insan veya toplum ‘biz Aleviyiz’ diyorsa, bunu kendine “kimlik” olarak seçmişse öncelikle anlamak ve ona saygı göstermek demokrat olmanın asgari kriteridir. ‘Hayır, sen o değilsin’ ya da ‘onu bırak, Kürtlüğü kimlik olarak kabul et’ dayatması hem doğru değil, hem demokratik değil, hem de yaşamda karşılık bulmaz. Tam tersi bir reaksiyon gelişir. Nitekim Dersimde böyle bir reaksiyonun geliştiği gözlemlenmektedir.

Demokratik Kürt Hareketi’nin “Alevi sorunu” var mıdır?

Kürt sorunu kadar önemli ve tarihsel olarak da Kürt sorunundan daha eski ve köklü bir Alevi sorunu olduğu görmezden geliniyor. Kürt meselesi 1900’lerden başlayan ve Kemalist Cumhuriyet’in “ulus devlet”iyle sistemleşen bir sorun iken, Kızılbaş- Alevi meselesi İslamla başlayan, Osmanlıyla (1514) boyutlanan ve hala devam eden bir sorundur.

Pek çok “aydın” ve politikacı Alevi sorununu ısrarla Kemalist Cumhuriyetle sınırlamaya çalışıyor. Ne yazık ki Demokratik Kürt Hareketi’ndeki algı da bundan pek farklı görünmüyor.

‘Alevi-Kızılbaşlar neden CHP’ye oy veriyor?” sorusuna verdikleri tek yanıt ezberlenmiş “Stockholm Sendromu”dur. Yaklaşık 1.500 yıllık bir sorunu yok saymak ve onu 90 yıllık bir sorunmuş gibi göstermek gerçeklerin ruhunu anlayamamaktır. Tarih ve toplum bilincinden yoksun olmak demektir.

“Stockholm Sendromu”na tutulduğu varsayılan Alevi-Kızılbaş toplumu (Dersimde) 1950 seçimlerinde CHP’ye değil, “yeni şeyler” vaat eden Demokrat Parti’ye oy verdi. 1960 ve 1970’lerde eşitlik, özgürlük ve sosyalizm temelinde yeni bir dünya için mücadele eden devrimci ve sosyalistlerin saflarında Kemalist devlete ve onun CHP’sine karşı ayağa kalktı. Bu toplumsal süreç bilimsel bir bakış açısıyla incelenirse pek çok örneği görülebilir. Demek ki “cellatlarına ve annelerinin tecavüzcülerine aşık” değilmiş Dersim halkı.

Daha yakın geçmişte iki dönem yerel seçimlerde ve önceki dönem milletvekilliği genel seçimlerinde doğru alternatifler doğru biçimde örgütlenince “Blok Adayları“nı seçerek “cellatlarına aşık” olmadıklarını bir kez daha gösterdikleri halde…

Evet, travma yaşamış toplumlarda egemenlerle ilişkilerde belirgin bazı davranışlar vardır. Bunları araştırmak, tespit etmek ve tanımlamak başka bir şey ama hiçbir bilimsel araştırma yapmadan şablonlarla toplumu yargılamak başka bir şey...

A. Kahraman, aynı yazısında, “Bunlar önce, ‘biz Kürt değil, Aleviyiz’ diyerek işe başladılar. Yeryüzünde ilk defa, birileri dini inancı kimlik yapıyor ve kimliğine, köklerine küfrediyordu.” diyor.

Bu söylem ve iddianın üzerine yeniden düşündüm. Gerçekten “Yeryüzünde ilk defa birileri dini inancı kimlik yapıyor” iddiası doğru muydu? Baktım ki A. Kahraman, ya gerçekten toplumlar tarihini bilmiyor, ya da ilkel milliyetçi zihniyet onun özgür ve objektif düşünüşünü perdeliyor…

Biliyoruz ki ulus, milliyet gibi kavramların 500-600 yıllık geçmişleri var. Türkiye’de ise, 150 yıl bile değil. Kürtler için ise yaklaşık 100 yıl diyelim... Peki, bu “ulus kimliği”nden önce bireyler, toplumlar kendilerini hangi kimlikle tanımlıyorlardı? Toplumlar henüz uluslaşmamış ve ulus devletlerde henüz yokken din ve inanç onlar için temel kimlik değil miydi? Bunları bilmeden Dersimlilerin ‘biz Kürt değiliz, Aleviyiz’ demeleri anlaşılabilir mi?

‘Biz Aleviyiz’ derken, aynı zamanda ‘Sünni ve Şafilerden değiliz’ demekteler. Osmanlı şeriatından zulüm görmüş Kızılbaşların “düşmanları” Kürtler, Türkler gibi ulusal - etnik kimlikler değildi. Sünniler, Şafiler gibi dini kimliklerdi. Ayrıca bunlar İslamın ve Osmanlının çıkarları için ittifak halindeydi.

Kemalist Cumhuriyet, Kızılbaşları 500 yıllık Osmanlı şeriatından kurtarma vaadi ile kandırdı ve yedekledi. Sonra, Osmanlı’nın yarıda bıraktığını değişik katliamcı ve asimilasyoncu politikalarla devam ettirdi. Buna rağmen Kızılbaşlar birkaç on yıllık “Kemalist düşman”larını 500 yıllık “Şeriatçı düşman”larına tercih ediyor… Neden?

Zira, Şeriatçı Osmanlı rejiminin Kızılbaşlara dair fetvaları geri alınmış veya yeni bir yaklaşım ortaya konulmuş değil. Şafi Kürt Beylerinin bu fetvaları uygulamada Osmanlı Devleti tarafından nasıl kullanıldığı da bilinmektedir. Bu gerçeklik Alevilerin-Kızılbaşların tarihsel hafızasında güncelliğini korumaktadır.

Şimdi bir soru sormalıyız: Demokratik Kürt Hareketi Alevi - Kızılbaş sorununda bu tarihsel gerçekliği görerek yeni bir süreç başlatabilecek mi?

Kızılbaş-Alevilerin Kemalist Cumhuriyet’e ve CHP’ye sığınmalarının esas nedeni 500 yıllık “şeriat” korkusudur. Şeriat korkusunun azaldığı veya alternatif politikaların güçlendiği dönemlerde Alevilerin CHP’den uzaklaştıkları görülmektedir.

Kızılbaş-Aleviler AKP’yi “Yeni Osmanlı” olarak görüyor. Şafi Kürtleri de Osmanlının dolayısıyla AKP’nin din kardeşleri… Pek çok Dersimli Kızılbaşın “Şafi Kürt Şeriatı” tehlikesinden bahsettiğine tanık olabilirsiniz. Bu görüş doğru olmayabilir ancak böyle bir görüşün varlığını kabul etmek ve üzerinde düşünmek gerekir. Tabi bu görüşü değiştirmek ve bu toplumu kazanmak gibi bir amaç varsa…

Genelde Aleviler, özelde Dersim Kızılbaşları Şafi Kürtleri ulus ve ulus devlet öncesi dini kimlikleri ile tanımlarlar. Tıpkı kendilerini tanımladıkları gibi, ‘Biz Aleviyiz, onlar Şafidir’ derler. Dolayısıyla Şafi Kürtlerle Alevi Kürtler veya Alevi Türkler arasında çözülmemiş “Şafi Kürt Şeriatı” gibi tarihsel bir sorun vardır. Bu tarihsel sorunu yok sayarak Alevi sorununu ve Alevilerin Kemalist Cumhuriyetle ilişkilerini anlamak mümkün değildir.

Bu tarihsel sorunu milliyetçi ve İslamcı Kürtler anlayamaz. Bunların her söylemi Kürtler ile Aleviler arasındaki çelişkiyi derinleştirmektedir. Dolayısıyla Demokratik Kürt Hareketi, Dersim seçim sonuçlarını doğru analiz ederek dersler çıkarabilmeli ve demokratik çözümler üreterek ilerici bir rol oynayabilmelidir.

Başta Sosyalistler olmak üzere Demokratik Alevi Hareketi ve Demokratik Kürt Hareketi söz konusu tarihsel sorunun çözümünde rol oynayabilir/oynamalıdır da. Aksi durumda Kızılbaş-Aleviler 90 yıllık Kemalist Cumhuriyeti ve partilerini “laiklik” nedeniyle, Şafi Kürtler ise 500 yıllık Osmanlı Şeriatının ardıllarını “din kardeşliği” nedeniyle doğal veya zorunlu müttefiki olarak görmeye devam edeceklerdir.

Sonuç olarak; Demokratik Kürt Hareketi’nin Alevi-Kızılbaş sorunu vardır. Dolayısıyla Dersim seçim sonuçları Dersim sorunu ve Alevi- Kızılbaş sorunundan kopuk değildir. Ve bu sorun; Dersim’i ve Kızılbaşlığın tarihsel süreçlerini, sorunlarını bilmeyen kişilerin sorumsuzca kalem oynatmalarına terk edilemeyecek kadar önemli ve ciddidir.

Şayet Demokratik Kürt Hareketi “katillerine aşık”, “ihanet”, “yara”, “Stockholm Sendromu” gibi haksız yargılamalara ve yanlış anlayışlara tavır almazsa, Dersim Kürtler için de bir “sorun” olmaya başlayabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan
Misafir
avatar


MesajKonu: Atatürk Emretti Ben Vurdum   Çarş. Kas. 23, 2011 7:35 pm

Atatürk Emretti Ben Vurdum

“Ben Atatürk’ten aldığım direktif üzerine, şayet uçağımız düşecek olursa derhal silaha sarılacak ve asla asilerin eline sağ olarak geçmeyecektim! Önce onlarla dövüşecek sonra da son kurşunu kendi beynime sıkacaktım.”


Başbakan Erdoğan’ın Arap Baharı ardından “ülkesini bölgesel güce dönüştüren lider” nitelemesiyle TIME’a kapak olduğu günlerde CHP’de “Dersim isyanı” yaşanıyor olması ilginçtir.

Atatürk’ün manevi kızı, ilk kadın pilot Sabiha Gökçen’in “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” kitabında Dersim anıları da yer alıyor. Gökçen’in anılarını Oktay Verel kaleme almış, Türk Hava Kurumu (1981) yayımlamış.
Kitabın 417. sayfasından itibaren Sabiha Gökçen’in Eskişehir Hava Okulu’ndaki pilotluk eğitimi ve katıldığı askeri manevraları yakından izleyen Atatürk’le ilgili bölümler ve fotoğraflara yer verilmiş. Bunların 7,8 adedi Dersim’e hareket öncesi çekilmiş kareler.

En çarpıcı olanı “Dersim’e uçan uçakların ardından”, Atatürk’ü gökyüzüne bakarken gösteren fotoğraf. Resim altını Sabiha Gökçen yazmış:

“Bu benim çok sevdiğim, bana göre de çok anlamlı olan bir fotoğraftır. Bizim filo Dersim’e hareket ettikten sonra Atatürk yanındakilerle birlikte büyük boşlukta bizi kaybolana kadar izlemiş sonra dudaklarından biraz üzgün, biraz kırgın şu kelimeler dökülmüş: ‘Ulusal Kurtuluş savaşını bu millet el ele gerçekleştirmişti. Şimdi bu birliği bölmek, bozmak, barışa kan bulaştırmak istiyorlar. Yazık… Çok yazık.”

“Dersim’e uçuyordum. Asker arkadaşlarımla, meslektaşlarımla birlikte isyancıları susturmak görevini almıştım. Atatürk’ün bana verdiği silah da üzerimdeydi. Ulusum için ilk kez büyük bir işe gidiyordum. Makbule Atadan hanımefendi, ‘Korkuyor musun?‘ diye sordu. Güldüm: ‘Bölgeye barışı sağlamak için gidiyorum. Korkan insanın barış için savaş vermesi mümkün mü?’”

Ve “Makineli tüfek kontrolü” yapılıyor:

“Ne olur ne olmaz diye bir de makineli tüfek kontrolü yapıyor, silahı yağlıyor, mermileri sayıyor, herhangi bir taarruza uğradığımızda ne yapacağımızı birbirimize anlatıyorduk. Ben Atatürk’ten aldığım direktif üzerine, şayet uçağımız düşecek olursa derhal silaha sarılacak ve asla asilerin eline sağ olarak geçmeyecektim! Önce onlarla dövüşecek sonra da son kurşunu kendi beynime sıkacaktım.”

Sabiha Gökçen Atatürk’ün Dersim’le ilgili duygularını, hüznünü şöyle anlatıyor:

“Hiç beklemediği, hiç istemediği bir şey olmuştu, Atatürk’ün. 1937 yılında ülkeyi bölmek isteyenler Dersim’i seçmişlerdi. Oysa burada namuslu, ülkeye bağlı insanlarımız yaşıyordu. Bir avuç maceraperest halkı kışkırtıyor onlara asla yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulunuyorlardı. Çoğu kanmıyor, inanmıyor ama içlerinde az da olsa silaha sarılan vardı. Türkiye huzura, barışa muhtaçtı. Atatürk bu meselenin bitmesini huzur ve kardeşliğin yeniden tesisini emretti. Bu nedenle uçaklarımız da ben de Dersim harekâtını olduğu yerde bitirmek, bu yangını söndürmek üzere göreve koştuk.”
Dersim gerçeğiyle yüzleşmek isteyenler için Gökçen’in anıları iyi bir kaynak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
kafkas
kulanıcılar
avatar



<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 27

MesajKonu: Geri: Aleviler neden CHP'ye oy verir?   Cuma Kas. 25, 2011 9:20 am

onlarda kendilerini kandırıyorlar he he he
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Aleviler neden CHP'ye oy verir?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Magarula :: !!..๑۩۞۩๑ FLAŞ HABERLER ๑۩۞۩๑..!! بِسْـــــــــــــــــــــ مِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم :: Deşifre Haberler-
Buraya geçin: